Bilinçaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilinçaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2015 Salı

Jung'un Kişilik Kuramı

jung
Carl Gustav Jung

Jung’un ruh kavramı dinamik, sürekli, hareket halinde olan ve aynı zamanda kendi kendini düzenleyen bir sistemdir. Bu sistemi canlı tutan ruhsal enerji libido’dur. Jung, bireyi kendini yenilemeye çalışan ve yaratıcı bir gelişim içinde bulunan bir varlık olarak görür. Kişilik gelişiminde ırk ve soya çekim kavramları oldukça önemlidir.
  Jung da bireyleri sınıflamaya çalışmış, içe dönük-introvert ve dışa dönük- extravert diye ikiye ayırmıştır.
  Her insanda kişilik ya içedönük, ya da dışa dönüktür. İçe dönük tip kendi içine kapanık ve dış dünyanın etkisini kabul etmeyen bir tiptir. Dışa dönük tip ise dış dünyaya açık bir kişiliktir. Uyaranları çevreden gelir. Her bireyde bu iki eğilim birarada bulunur. Ama her zaman bir tanesi ağır basar. Jung kişiliğin dört ana işlevini de tanımlamıştır. Bunlar:
■ Duyuş: Duyu organlarıyla (görme, işitme, algılama, koku, tat) algılamadır. 
■ Hissetme: Kendisini ve başkasını değerlendirme yeteneğidir.
■ Düşünme: Mana ve kavrayıştır. 
■ Sezgi: Bilinçli olarak kavrananın dışında gerçeğin farkedilmesidir.

Jung bundan hareketle sekiz tür içe ve dışa dönük tip tanımlamıştır.

  • Dışadönük Düşünen Tip: Nesnel düşünceler ön plandadır. Enerjisini öğrenmeye ve dış dünyayla  ilgili bilgi toplamaya harcar. Olguları kesinlikle kuramlara yeğler. Bu mühendis veya doktor tipidir. Yasa ve ahlak gibi konularda çok sertleşebilir.
  • İçedönük Düşünen Tip: Aşırı durumlarda kişinin kendine yönelik araştırmaları sırasında gerçeklik hissi kopabilir. Kendini duygularından korumak için onları bilinçaltına itmiştir. İnsanlar onu pek ilgilendirmez. İnatçı ve gururludur. Somuta yönelebilme gücüne sahip olmasına karşın, fikirleri içsel olarak izler. 
  • Dışadönük Duygusal Tip: Duygular düşüncelere egemendir. Duygusal tepkileri oynak ve değişkendir. Düşünce işlevleri iyi gelişmemiştir. Sevgileri kolayca nefrete dönüşebilir.  Hava iyi olduğunda kendini iyi hisseden kötü olduğunda ağlayacakmış gibi hisseden bir yapıya sahiptir. Kolaylıkla etki altında kalır, konuları duygu aracılığı ile gözden geçirir. 
  • İçedönük Duygusal Tip: Duygularını dış dünyadan saklayan, ilişki kurması güç insanlardır. Melankolik olmalarına karşın dışarıdan kendilerine yeten kişi izlenimi de verebilirler. Derin veyoğun duyguları nedeniyle zaman zaman patlamalar yaşayabilirler. Yüzünde umursamazlık maskesi taşır. sakin ve pek kuşkulu bir hali yokmuş gibi gözükür. Dışa vuran hiçbir heyecan belirtisi yoktur. Fakat içi tutkularla dolup taşar. Jung’a göre kadınların çoğu bu gruba girer.
  • Dışadönük Duyusal Tip: Gerçekçi pratik, aklına koyduğunu yapan kişidir. Zevk ve heyecan verici şeyleri severler ama duyguları yüzeyseldir. Dış dünyadan gelen uyarımlara dönük yaşarlar. Buna bağlı olarak ilaç bağımlılığı ve cinsel sapmalar sıkça görülür. Salt bir gerçekliğe ve nesnelliğe sahiptir. Ancak olaylarda, iyi cins bir şarap, güzel kadınlar gibi somut şeyleri görür. Hiçbir şey için kendini üzmez. Bir denemeden diğerine kolayca geçer. Sokaktaki rastladığımız insanların büyük bir bölümü bu gruba girer. 
  • İçedönük Duyusal Tip: Dış dünyadan uzak durmayı tercih ederler, kendi duyularına yönelirler. Sakin, edilgin, davranışlarını denetim altında tutan biri izlenimi verirler. Duygu ve düşüncelerindeki kısırlık nedeniyle insanların ilgisini çekmezler. Herhangi bir etkinin onda ne tür bir tepki yaratacağını öngörmek olanaksızdır. Tepkisi de dış gerçeğe bağlı değilmiş gibidir.
  • Dışadönük Sezgili Tip: Oynak ve tutarsız bir yapıya sahiptir. Yenilikleri izlemeye çalışırlar ancak uzun süre konsantre olamazlar. Bunun nedeni düşüncedeki kısırlıktan ötürü sezgilerine göre davranmalarıdır. Sezgiyle doğar ve yaşar. Başarmak için herşeyi dener. Bunu bilinçsizce yapar. Bu tipteki insan kendisine uygun düşen toplumsal çevreyi, ne giymesi gerektiğini, nasıl konuşulacağını hissederek bilir. Bu tür erkek ticarette, borsa oyununda, politikada başarılı olabilir.
  • İçedönük Sezgili Tip: Genellikle çözülmesi güç bir tip gibi algılanır. Kendisine göreyse değeri anlaşılmamış bir dahidir. Dış gerçeklikle ilişkisi olmadığından insanlarla iletişim kuramaz. Anlamını bilmediği imgeler dünyasında yaşar ancak imgelere ilgisi de sürekli olmadığından bir sonuca ulaşamaz.  Mistik ve ölümsüz şair tipini canlandırır. Hayal sınırsızdır. Başkalarını, fikirlerinin güzelliğine inandırma çabası içine girebilir veya kimsenin onu anlamadığına karar verir. 
  Jung, bu karakter tiplerinin fazla gelişmiş bilinçli tutumları ve bastırılmış bilinçdışı tutumları içerdikleri, dolayısıyla uç örnekler olduklarını işaret eder. Gerçekte insan ya içe ya da dışa dönüktür. Dört işlevden biri diğer üçüne göre bilinçli dünyasına egemendir. Jung bunu birincil işlev olarak adlandırır. Bunun yanı sıra birde yardımcı işlev vardır. Y. işlev birinci işleve himet eder ve bağımsız değildir. Bu nedenle B. işleve karşı çalışmaz.

  Jung'un tipolojisi, insanların sınıflandırılamayacağını savunanlarca ağır şekilde eleştirilmiştir. Oysa Jung da temel olarak insanın kendine özgülüğüne inanır. Onun anlatmak istediği insanın bu sekiz kategoriden birine ait olduğu değil; bilinç ve bilinçdışı düzeylerdeki tutum ve davranışları farklı bir dağılım gösterdiğidir.

  Jung'a Göre Kişilik Yapısı

   Jung’a göre kişilik birbirleriyle etkileşimde bulunan çok sayıda sistemden oluşur. Bu sistemler sürekli etkileşim halindedir. Bu sistemler ego, kişisel bilinaltı, kollektif bilinçaltı ve arketiplerdir. Birbirine bağlı olan bu sistemlerin, içedönüklük-dışadönüklük tutumları, duygu, seziş ve düşünme işlevleri vardır. Son olarak da bunların bileşimi olan bütünleşmiş kişiliği oluşturan benlik vardır.

1. Ego 

Ego bilinçli zihin örgütüdür. Bilinç düzeyindeki algılardan, anılardan, düşünce ve duygulardan oluşur. Ego, bir düşünceyi, bir anıyı ya da bir duyguyu seçmedikçe kişi bunların varlığından haberdar olmaz. Ego son derece seçicidir. Ego, kişiliğin, kimliğin ve tutarlılığın sürdürebilmesini sağlar. Egonun seçiciliği sayesinde biz, bugün, dünküyle aynı insan olduğumuzu hissederiz. Güçlü yaşantılar egonun kapılarını zorlayarak bilince ulaşır, zayıf olanlar geri çevrilir.

2. Kişisel Bilinçaltı 

Ego’ya komşu olan bölgedir. Burada bilince hiç ulaşamamış ya da ulaştıktan sonra çatışma yarattığı için bastırılmış ve geri gönderilmiş yaşantılar bulunur. Bu yaşantılar oldukça güçsüzdür. Kişisel bilinçaltı içeriğinin bazı kısımları, kendilerine gerek duyulduğunda kolayca bilince ulaşırlar. Gerçekte egoyla bilinç arasında iki yönlü bir trafik bulunur. Örneğin, bir insan dostlarının isimlerini bilir, ama bu isimler sürekli olarak bilinç düzeyinde bulunmazlar, gerektiğinde oraya gelirler. Kişisel bilinçaltında depolanan yaşantılar rüyalarda da ortaya çıkar.

3. Kollektif Bilinçaltı ve Arketipler

Kollektif bilinçaltının içeriği, insanın yaşamı süresince, hiçbir zaman bilinçte yaşanmamıştır. Kalıtımsal bir nitelik taşır. Kollektif bilinçaltında insanın insan olma evresine ulaşmadan önce geçmişinden getirdigi gizli bellek kalıntıları vardır. Jung’un kollektif bilinçaltı kavramında arketiplere rastlamaktayız. Arketip, duygusal yönü güçlü, kalıtımla gelen evrensel bir düşünme biçimidir. Deneyimlerden oluşmuştur. Arketip, semboller ile belli bir biçimde algılama ve bu algılamaya uygun bir biçimde davranmaktadır. Örneğin anne arketipi önce bir anne simgesini oluşturur, sonra bu kavram gerçek anne ile özdeşleşir. Çocuğun annesiyle olan yaşantısından da etkilenir. Kollektif bilinçaltında bulunan belli başlı arketipler şunlardır:

  • Persona: Persona toplumun onayını sağlamak amacıyla, bireyin dış dünyaya karşı taktığı maske ya da takındığı kimliktir. Bu kişinin yaşamını sürdürebilmesi için zorunludur. İnsanlarla iyi geçinmemizi, hatta hoşlanmadığımız kişilerle birlikteyken bile dostça takındığımız tutumlar çıkarlarımızı korumak için takındığımız tutumlar, buna örnek gösterilebilir. 
  • Anima ve animus: Fizyolojik olarak bir kişi gerçekte iki cinsellidir. Her iki cinsin hormonları birlikte bulundurur. Ancak biri diğerinden daha baskın olarak salgılanmaktadır. Erkeğin dişi arketipi anima dır. Erkeğin tam anlamıyla erkek olmadığını ileri sürmek çelişik ve rahatsız edici olabilir. Jung’a göre her erkekte doğuştan bir kadın imgesi vardır ve o erkeğin bilinçdışında bazı değerlerin oluşmasına neden olur. Erkek buna göre seçim yapar, kimi kadını beğenir, kimisine istek duymaz. Erkek çocukta animanın ilk yansıdığı kişi anne, kız çocukta animusun yaşadığı kişi babadır. Animus kadınlarda erkeklerdeki animanın karşılığıdır. Yani kadının erkek arketipidir. Kadın animusun gücü sayesinde erkeği anlayabilir.
  • Gölge: Jung insanın kendi cinsiyetini temsil eden ve kendi cinsinden olan kişilerle ilişkilerini düzenleyen arketipe gölge adı vermiştir. Gölge ısrarcıdır. Ego ve gölge işbirliği yaptıklarında kişi kendi yaşamını dolu hisseder. Gölgenin reddedilmesi kişiliğin sönük kalmasına neden olur.

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Bilinçaltınızı Nasıl Kullanabilirsiniz?

  Hiç durmadan çalışan, hayatımızı yöneten bilinçaltımızı doğru bir şekilde kullanarak istediklerimizi elde etmek ve daha güzel bir hayat yaşamak mümkün. Büyük bir iddia değil mi, nasıl olacağını merak ediyorsanız, arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın.

  Bilinçaltı hiç durmadan çalışan kamera gibidir, hayatınızdaki her olayı, zihninizdeki her düşünceyi hiç durmadan kaydeder ve bu kayıtlara göre hayatınızı düzenler. Her düşünceniz, her davranışınız bilinçaltınız için bir komuttur ve bilinçaltınız aldığı komutları uygulamakta hiç gecikmez. Bir işe, o işi yapacağınızı ve başarılı olacağınızı düşünerek başlarsanız başarılı olursunuz fakat inanmadan başlarsanız aldığınız sonuç başarısızlık olacaktır.


  Her şeyin bir çalışma ilkesi vardır. Örneğin su, kendi yoğunluğundan az yoğunluğa sahip olan cisimleri kaldırır, buna suyun kaldırma kuvveti denir. Siz bir taşı ya da tahtayı suya bıraktığınızda suyun çalışma ilkesini değiştirmez o ilkeye göre sonuç alırsınız, taş suya batarken tahta suyun kaldırma kuvvetiyle su yüzeyinde kalır. Aynı şekilde bilinçaltının da bir çalışma ilkesi vardır eğer onu kullanmak istiyorsanız bu ilkeye uyarsınız. Bilinçaltı inanç yasasına göre işler.  İnanmak bir düşüncenin doğru olduğunu sanmaktır, bilinçaltınız doğru kabul ettiğiniz şeyleri uygular, o doğru-yanlış muhakemesi yapmaz, siz inanırsınız o uygular.

   Eğer bir şeyin olacağına inanıyorsanız olur. Bu sağlık olsun, başarı olsun, zenginlik olsun, mutluluk olsun, önemli olan inançtır. Mutluluğunuz inancımıza paraleldir eğer mutlu olacağınıza inanıyorsanız olursunuz ancak mutlu olabileceğinize dair bir inanç bilinçaltınızda yoksa başınıza ne kadar güzel şey gelirse gelsin mutlu olamazsınız. Önemli olan zihnimizdeki inançtır. Basit bir örnek vermek gerekirse, yatmadan önce 'sabah yedide kalkacağım' diyerek bilinçaltınıza komut verirseniz sabah yedide kalkarsınız, bilinçaltınız isteğinize paralel inancınızı işleme koyar ve gerçekleşmesini sağlar. Eğer sabah yedide kalkmak isteyip kalkacağınıza inanmazsanız kalkamazsınız. İstekleriniz inançlarınızla paralel olmalıdır, çakışmamalıdır.
  
  Eski çağlarda ya da bugün büyücülere, falcılara giderek şifa bulan kişilerin sırrı bilinçaltlarında yatıyor. İyileşieceğine inanarak giden insanlar yöntemler ne kadar saçma ve işe yaramaz olursa olsun inançlarıyla iyileşiyorlar. Buradaki kilit öge inanç. Bilinçaltınız inançlarınıza göre çalışır eğer siz doktora giderken iyileşeceğinize inanmıyorsanız iyileşmezsiniz, beyniniz tedaviyi reddeder. 

  Bilinçaltınız, düşünce sisteminiz su kanalları gibidir, düşünceleriniz ise su. Eğer olumlu düşünce kanalları inşa ederseniz zihninizdeki her düşünce olumlu kanallardan geçerek olumlu sonuçlara, olumsuz kanallar inşa ederseniz de olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Zihninizdeki su kanalları olumlu ise bardağın dolu tarafını görenlerden olursunuz.

  Bilinçaltını Nasıl Kullanırız?

  Bilinçaltı değişmeyi sevmez, değişim zordur fakat imkansız değildir. Bilinçaltınızı değiştirmek istiyorsanız kararlı olmalısınız ancak baskıcı olmamalısınız. İrade gücünüzü kullanarak bilinçaltınıza kabul ettirmek istediğiniz her düşünce hayal gücünüzle çakışarak başarısızlığa uğrayacaktır.
  Bilinçaltı tekrarlara karşı duyarlıdır, bir şeyi ne kadar tekrar ederseniz onun kabul etme ihtimali o kadar artar.
 
  Bilinçaltınızın bir düşünceyi kabul etmeye en uygun olduğu an uyumadan önceki son dakikalar ve uyandığınız ilk dakikalardır. Bilinçaltınıza kabul ettirmek istediğiniz düşüncelere bu zamanlarda yoğunlaşmanız aldığınız verimi arttıracaktır. Sessiz bir ortama geçerek zihninizi rahatlatın, istediğiniz şeye yoğunlaşın, çok zaman harcamanıza gerek yok ama rahatlamaya ve yoğunlaşmaya ihtiyacınız var. Zihninizi boşaltın ve istediğiniz şeye, bilinçaltına iletmek istediğiniz düşünceye odaklanın, kendinize olumlu sözlerle telkinde bulunarak hayal edin. 

  Örneğin bir arabanız olsun istiyorsunuz, öncelikle kararlı olun ve inanın, istediğiniz araba kesinlikle sizin olacak. Her gün yatmadan önce ve uyandıktan sonra zihninizde arabanızı canlandırın ve kendinizi o arabayı sürerken, arabayla istediğiniz yerlere giderken hayal edin, kendinize arabanın sizin olacağına dair olumlu telkinlerde bulunun. Bilinçaltınız olumsuzluk eklerini anlamaz, "Başarısız olmayacağım" derseniz eğer başarısızlığı çağırırsınız, bilinçaltınız başarısızlık üzerine yoğunlaşır bunun yerine "Başarılı olacağım" diyerek buna inanırsanız bilinçaltınız başarılı olmanız için çalışır. Araba isterken onu hayal etmelisiniz çünkü bilinçaltınız resimlere kelimelerden daha çok duyarlıdır.

  İstediğiniz ne olursa olsun bunu zihninizde canlandırın, o şeyi elde ettiğinizde ne yapacağınızı, neler hissedeceğinizi…  Bilinçaltı hayalleri ve gerçekleri ayırt edemez, kurduğunuz hayallere dikkat edin, onları iyi seçmelisiniz.

   Neden Telkinler Herkeste Aynı Sonucu Vermez?

   Aynı telkinleri farklı kişilerde farklı sonuçlara sebep olur, herkes aynı telkine aynı yanıtı vermez. Çünkü herkesin bilinçaltında farklı koşullanmalar vardır, telkinler bu koşullanmalara göre işler.

   Örneğin bir pilota "Yüksek sizi sarstı sanırım, kötü görünüyorsunuz" derseniz pilot bunu ciddiye almaz çünkü onun zihninde yükseklik korkuyla ilişkilendirilmemiştir. Bu cümleyi yükseklik korkusu olan ya da sıradan birisine söylerseniz korkup sizi ciddiye alma ihtimali yüksektir. Çünkü o kişi pilot gibi yüksekliğe bağışıklık kazanmamıştır.


   Herkesin beyni farklı koşullanmalar ve inançlar doğrultusunda gelişmiştir. Telkinlerin gücü zihninizin koşullanmalarıyla alakalıdır.



    Kullandığınız sözcükler kadar beyninizdeki kalıplarda önemli, kendinizi tanıyın, kendinize inanın, istediğiniz şeyin olacağına dair inancı öyle kuvvetli tutun ki bilinçaltınızda olumsuz düşünceler oluşmasın. Bir şeyi hatırlamak istiyorsanız "Bunu unutmayacağım" diyerek bilinçaltınıza unutmakla ilgili imgeleri çağırmayın, "Bunu mutlaka hatırlayacağım" diyerek kendinizi hatırlamaya odaklayın. Siz inanın ve gerisini bilinçaltınıza bırakın, o sizin için istediğiniz şeyi gerçekleştirecektir.



5 Ağustos 2015 Çarşamba

Bilinçaltı ve Özellikleri

 Bilinçaltı, anne rahmine düştükten 120 gün sonra çalışmaya başlayıp, hayatınızdaki her şeyi kaydeden, bütün vücut fonksiyonlarınızı kontrol eden, siz ölene kadar dinlenmeden çalışmayı sürdüren zihninizdeki faaliyet alanıdır. Bilinçaltı yorulmaz, dinlenmez, her daim faaliyet gösterir. Kaslarınızın çalışmasını, kalbinizin atmasını, sindirim sistemini kısaca tüm vücut fonksiyonlarınızı kontrol eder.
 
  Bilinçaltınız sorgulamaz, şüphelenmez ya da muhakeme etmez, ona ne komut verirseniz onu uygular.  Farkında olarak ya da olmadan bilinçaltınıza sürekli komutlar verirsiniz.
 

  Zihnin iki işlevi vardır. Bu işlevler bilinç ve bilinçaltı, istemli - istemsiz zihin, nesnel - öznel zihin gibi isimlerle ifade edilir. Bilinç (nesnel zihin) bir şeyi  öğrenir, düşünür, yorumlar, kabul eder ya da etmez. Bilinçaltı (öznel zihin) ise bilinçli zihinden gelenleri sorgulamaz ve olduğu gibi alır işleme koyar. Bilinçaltında doğru - yanlış, gerçek - hayal gibi ayrımlar yoktur, bilinçli zihnin ona verdiği her veriyi doğru kabul eder. Aynı şekilde şakadan da anlamaz ve sizin şaka olarak söylediğiniz şeyleri de doğru kabul eder.

  Bilinçaltınıza ne komut verirseniz onu uygular. Bilinçaltınız tarla gibidir, ektiğiniz düşünceleri hasat edersiniz. Bilinçaltınız zihinsel ve fiziksel fonksiyonlarınızı etkiler, olumlu düşünceler ekerseniz tarlanıza düşüncelerinizde de fiziksel fonksiyonlarınızda da olumlu sonuçlar alırsınız. Kin, öfke gibi olumsuz düşünceler ekerseniz hem zihinsel hem de fiziksel  sağlığınızı olumsuz etkilersiniz.
 
  Bilinçaltı kabul ettiği düşünceyi hemen işleme koyar ve hayatınıza etki etmesini sağlar. Bilinçaltı tekrara oldukça duyarlıdır, sürekli tekrarladığınız düşünce ve davranışları alışkanlık haline getirir ve bunları değiştirmeniz oldukça zordur. Bilinçaltınızın kabul ettiği düşünceler yapıcı ve olumlu özelliklere sahiplerse hayatınıza da olumlu şekilde tesir ederek, yapıcı, huzur dolu ve uyumlu bir hayata sahip olmanızı sağlar. Eğer bilinçaltınızda kabul gören düşünceler olumsuzsa hayatınıza da aynı şekilde olumsuz tesir ederler ve bir an önce değiştirmeniz gerekir. Bilinçaltı değişimi sevmez ancak bu değişmeyeceği anlamına da gelmez.

   Bilinçaltının geçmiş, gelecek gibi zaman kavramı yoktur her şey şimdidedir. Bilinçaltınız hiçbir şeyi unutmaz ve bilinçaltınızdaki verilerin bir çoğu birbirleriyle bağlantılıdır, birini çağırdığınızda ona bağlı olan dosyalarda açılacaktır. Dil sürçmeleri de bilinçaltınızda ki verilere bağlıdır. Örneğin yakını ölen bir tanıdığınıza "Başınız sağ olsun" demek yerine "Darısı sizin başınıza" demek, karşınızdaki kişiye karşı bilinçaltınızda bastırdığınız olumsuz duygulardan kaynaklanır.

  

31 Temmuz 2015 Cuma

Hatırlamak İstediğimizi Bir Şeyi Neden Hatırlayamayız?

   Hepimizin başına gelmiştir, bir şeyi hatırlamaya çalışırken ne kadar zorlarsak zorlayalım o bilgiyi hatırlayamayız. Hatırlamalıyım dedikçe o bilgi sanki bizden kaçar ama hatırlamaya çalışmayı bıraktığımız anda o bilgiyi hatırlarız. Peki hiç merak ettiniz mi neden böyle olur?



   Emile Coué; "Genel olarak kabul görmüş teorinin aksine irade iddia edildiği gibi yenilmez bir güç değildir aslında ne zaman irade gücü ve hayal güçatışsa her zaman galip gelen hayal gücü olmaktadır." diyerek Ters Etki Kanunu ortaya koyar. Bu kanuna göre bir şeyi ne kadar yapmak isterseniz o şeyin olma ihtimali o kadar düşer.
   Yerde duran dar bir tahtanın üzerinde yürümeniz gerektiğini düşünün. Bunu hiç kuşkusuz kolayca yaparsınız. Bir de aynı tahtanın yerden beş metre yukarıda ve iki duvar arasında asılmış olduğunu düşünün. Üzerinde yürür müydünüz? Yürüyebilir miydiniz?
   Herhalde hayır. Tahta boyunca yürüme arzunuz, hayal gücünüzle çatışırdı. Tahtanın üzerinde yalpaladığınızı ve baş aşağı düştüğünüzü hayal edersiniz. Yürümeyi çok isterdiniz, ama düşme korkusu size engel olurdu. Hayal gücünüzün üstesinden gelmek ve bunu bastırmak için çaba sarf ettikçe, düşme fikri daha güçlü hale gelirdi. 1
      Düşünmekten kaçındığımız bir şeyi nasıl daha çok düşünüyorsak hatırlamak istediğimiz şeyi de aynı şekilde hatırlayamıyoruz. Örneğin size yeşil elmaları düşünmeyin denildiğinde ne kadar çabalarsanız çabalayın yeşil elmaları düşünürsünüz. Yeşil elmaları düşünmemeye çalışırken zihninizde iki önerme oluşur biri elmaları düşünmek diğeri ise düşünmemek. Bilinçaltı güçlü olan önermeyi kabul eder ve işleme koyar, elmaları düşünmemeye yoğunlaşırken irade gücünüzü kullanırsınız. İrade gücünüzü kullanmanız karşıt bir durumun var olduğunu kabul etmektir. İradenize ne kadar yoğunlaşırsanız karşıt düşünce o kadar kuvvet kazanır ve bilinçaltınız iradeniz dışındaki düşünceyi işleme koyar. Böylelikle ne kadar çabalarsanız çabalayın elmaları düşünürsünüz.


   Sınava her şeyi bildiğinizden emin bir şekilde girip sınav kağıdına baktığınızda hiçbir şey hatırlayamamanız ama sınavdan çıktığınızda tüm soruların cevaplarını hatırlamanız, bir kişinin ve ya bir yerin ismini bildiğinize eminken bir türlü aklınıza gelmemesi ve sonradan bir anda zihninizde belirmesi zihinsel çabanın ters etkisidir. Hatırlamaya çalışırken aslında zihnimizi hatırlayamamakla ilgili imgelerle dolduruyoruz ve bu imgeler baskın gelerek bilinçaltı hatırlamamızı engelliyor. Yani bildiğimiz bir şeyi hatırlayamamızın sebebi zihnimize uyguladığımız baskıdır, baskı kalktığı anda hatırlamak istediğimiz şey zihnimizde belirir.
 Bu kural sadece hatırlamak ile ilgili değildir, iyileşmek isteyip iyileşememek, sürekli başarısızlığa uğramakta bu ters etkinin bir sonucudur. Sağlığınıza kavuşmak isterken zihninizi hep hastalık imgeleriyle doldurmanız, başarı isterken başarısızlığa yoğunlaşmanız bilinçaltınızın bunlar için çabalamasına yol açıyor.


   Basketbolun efsane isimlerinden biri olan Michael Jordan'ın  sözü bu konuya çok güzel bir örnek ve kariyeri de sözünün ne kadar doğru olduğunu gayet güzel ortaya koyuyor.

   "Ben hiçbir zaman başarısız olursam ne olacağını düşünmem.

Çünkü bunları düşünmeye başladığınızda ister istemez olumsuz sonuca yoğunlaşırsınız. Eğer konunun üzerine atlıyorsam başarılı olacağımız düşünüyorumdur;

başarısız olursam neler olacağını değil."

    Nevzat Tarhan'da bu konuya şu şekilde yaklaşıyor.

"Gizli bir psikolojik yasa:Ters çevrilmiş etki yasası; 
çok arzularsanız, çok ısrar ederseniz karşıtını geliştirirsiniz. 
Kovalanan av kaçar..."
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...