Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2016 Çarşamba

Seri Katiller'in Ortak Özellikleri ve Güdülerine Dair



  İnsan içinde iyilik ve kötülük potansiyelini barındıran ve bunu yönetebilecek olan yegane varlıktır. Hepimizin içinde bulunan bu iyilik ve kötülük, yetişme şartlarımız, çevremiz ve en çok da bize bağlı olarak kendini gösterir. İçindeki kötülük ağır basan, hatta çok ağır basan seri katillerin ortak özelliklerini ve onları bu noktaya getiren sebeplerin üzerinde durmaya çalışacağız.

  Seri katil, en kısa açıklama ile; üç veya daha fazla kişiyi öldüren, cinayetler arasında durulma dönemi yaşayan kişilerdir. Detaylara inecek olursak bir çok alt başlık açılabilir ancak daha genel özellikler üzerinde duracağım.
 
  Genel olarak kabul gören ve seri katil türlerini dört farklı kategoride inceleyen uzman görüşüne göre;

  1. Hayal gören katiller, zihinlerinde tuhaf hayaller görür ve bu sanrılar yüzünden cinayet işlerler. David Berkowitz, komşusunun köpeği aracılığııyla ona öldür emri verdiğini iddia etmiştir.
  2. Misyoner (görev güdümlü) katiller, kendilerini toplumu kötülüklerden (fahişe, eşcinsel vb.) arındıran kahramanlar olarak görür ve bu doğrultuda cinayet işlerler. 
  3. Hedonist katiller, öldürmekten zevk aldıkları için öldürürler, öldürmek onlar için en zevkli eylemdir.
  4. İktidar heveslisi katiller, savunmasız kişilere karşı güçlerini gösterme, üstünlük sağlama ve güçlü hissetmek için öldürürler.
   Bu dört kategori karmaşık olarak aynı kişide bulunabileceği gibi, (İlahi sesler duyduğu için toplumu kötülüklerden arındıran katiller) bu dört kategori de çoğu zaman onları açıklamak için yeterli değildir.

Seri Katillerin Ortak Özelleri


  1.  Seri katillerin %90'ı beyaz ırka mensup ve erkektir.
  2.  Seri katillerin IQ'ları çoğu zaman genelin üstündedir.
  3.  Zeki olmalarına rağmen okulda pek başarılı değildirler ve herhangi bir işte tutunmakta zorluk çekerler.
  4.  Cinayetleri genelde 20-40 yaşları arasında işliyorlar. 
  5.  Dengesiz ailelerde büyümüşlerdir, ailelerde genelde boşanma söz konusudur ve ebeveynlerin sert tutumlarına maruz kalmışlardır.
  6.  Ailelerinin suç geçmişi vardır ve alkol problemi görülür. 
  7.  Ebeveynleri tarafından psikolojik-cinsel istismara uğramışlardır ve ebeveynlerinden nefret ederler.
  8.  Küçüklüklerinden itibaren pornografi, sadomazoşizm, röntgencilik, fetişizme meraklı olurlar.
  9.  Bir çok seri katil çocukluklarını devlet kurumlarında geçirmiş ve erken yaşlarda psikaytrik sorunlar göstermişlerdir.
  10.  Bir çoğunun intihara eğilimi vardır.

Bu liste daha da uzatılabilir ancak bu yazı seri katillerin orak özelliklerinden çok onların ortaya çıkış sebeplerini ve alınması gereken önlemleri incelemek için yazıldı.

  Yukarıdaki listede gördüğünüz gibi bir çok seri katil sorunlu ailelerden çıkmıştır, bu demek değildir ki her sorunlu ailenin çocuğu seri katil olacak. Ancak hayatımızda yetiştirilmenin önemi çok büyüktür, dengesiz ebeveyn, sağlıksız koşullarda yetişmek, psikolojik istismara uğramak insanda kalıcı hasarlara yol açıyor. Sorunlu ailelerde yetişen çocuklarda sapkınlıklar ve psikolojik sorunlar baş gösteriyor. Çocukluk yaşlarında çocuklardaki sorunlar belli oluyor ancak buna müdahale edilmeyince sorun büyümeye ve kalıcı hale gelmeye başlıyor.

  Seri katillerin (en azından bilinenlerin) çok büyük çoğunluğu 19. yy sonlarına doğru çıkmaya başlamıştır. Seri katillerin %76'sı Amerika'dan %17'si Avrupa'dan çıkmıştır. Dünyaya empoze edilmeye çalışan batı kültüründe bir sorun vardır. Sayı olarak açık ara önde olan Amerikan kültüründe muhakkak bir sorun vardır ki bu coğrafya da bu sapkınlıklar kendini daha çok göstermiştir. Şüphesiz bu kültürde yoğunlaşmasının en önemli sebeplerinden biri bozuk aile yapısı, yanlış ve iyi yetiştirilmemiş çocuklardır. Son yüzyıllarda bu tür sapkınlıklar arttığına göre dünyaya hakim olan modernizm anlayışında bir sıkıntı olduğu da gözden kaçmamalı.

  Bir çok seri katil hayatlarının erken döneminde küçük-büyük suçlardan cezaevine girmiş ve çıkmıştır. Carl Panzram buna en büyük örneklerden biridir, küçük yaşta(11) ıslahevine girmiş ve burada bir çok kötülük öğrenmiş çıktıktan sonra da vahşice cinayetler işlemiştir. Panzram gibi hapse girip çıkan örnekleri çoğaltmak mümkün. Hapse girmek katilleri ıslah etmiyor ne yazık ki. Günümüze en yakın örnek küçük Irmak bebeğin, katili ve tecavüzcüsü Himmet Aktürk. Oda yıllar önce hapse girmiş çıkmış ama bu onu ıslah etmemiştir.

Son Olarak

  Seri katillerin cinayet işlemelerinin en temel sebebi hala bir muamma olsa da genel olarak yetiştirilme, aile, bazı fizyolojik sebepler (kafa yaralanmaları, genetik bozukluklar) sosyolojik sebeplerin (bulunduğu sınıfa duyulan öfke vb.) onları bu noktaya ittiği düşünülmektedir.

  Seri katillerin var olmasını tamamen engelleyemeyeceksek bile onların veya sapkın insanların var olmasını engellemek bizim elimizde. Otoriteler bu konuda daha sıkı çalışma yapmalıdır, çocukların sağlıklı bir ortamda yetişmesi önceliklerden biri olmalıdır. Islahevlerinin ıslah etmediği ortada, bu konu da uzmanların çalışma yaparak ıslahevlerinin insanlarının boşa yatıp çıktığı bir yer olmamasını sağlamaları gerek.

  Okullarda ahlak eğitimi de verilmeye başlanmalı, saygın, kültürlü ve iyi bir işe sahip bir çok seri katil vardır, toplumda saygın bir yeri olan John Wayne Gacy gibi. Çocukların zeki ve bilgili olmanın yanı sıra ahlaklı ve insancıl bireyler olarak yetişmeleri gerek. Bir çok seri katilin IQ'su oldukça yüksektir ancak ahlaki değere sahip olmadıkları için zekaları sadece kötü şeyler yapmalarına yardımcı olmuştur.

  Çocukların cinsel kimlikleri konusundaki farkındalıkları da aynı şekilde önemli, her çocuğun cinsel kimliğini ve getirilerini bilerek büyümesi gerekiyor. Şehvet katili olan bir çok seri katilin geçmişinde kimlik sorunu vardır, kız kıyafeti giymeye zorlanan katiller bundan büyük ölçüde etkilenmiştir.

  Ve bize bireyler olarak düşen şey her hareketimize dikkat etmek ve çocuklarımızı topluma sağlıklı bireyler olarak kazandırmak için çabalamak.



Yararlanılan Kaynaklar
1. A'dan Z'ye Seri Katiller Ansiklopedisi - Schechter & Everett
2. Seri Katiller - Fikret Topallı
3. Websitesi: Krimonolik Araştırmalar   Yazı linki: http://kriminoloji.blogspot.com.tr/2007/04/seri-katiller.html

6 Mart 2016 Pazar

Bilinç Nedir?


  Bilinç kişinin var oluşunun farkında olma durumudur. Kişi bilinçli durumdayken davranışlarını, düşüncelerini kavrayabilir ve denetleyebilir. Hayvanlarda da ihtiyacı gidermeye yönelik bir bilinç gelişmişken insanda yüksek bilinç söz konusudur. Yüksek bilinç kişinin düşünce hakkında düşünebilmesi, soyutu kavrayabilmesidir.

  Bilinçte irade bulunmaktadır, kişi davranışlarını farkında olarak yapar ve bu insanın davranışlarından sorumlu olmasına sebep olur. Uyku bir bilinç değişikliği iken alkol, uyuşturucu alınması, hipnoz gibi durumlar bilinci bozar. Aynı şekilde bazı hastalıklar da bilincin bozulmasına neden olur. Çoklu kişilik bozukluğunda kişinin bilinci aktif olsa da kişi birbirinden bağımsız kimliklere sahip olur. Soyut düşünce insana özgü bir kavramdır ve bozulduğunda bilinçte sapmalar meydana gelebilir. Bu da kişinin sosyal ilişkilerinde bozulmaya sebep olur.


İnsan, bilgileri seçerken hangi karara yöneleceğine ilişkin eğilim göstermekte, beyin ise bunu kaydetmektedir. "Öğle Yemeği Sendromu" adı verilen bu durumda kişi bir restoranda otururken kendi ismini duyduğu ya da ilgilendiği konuya ilişkin bir şeyler duyduğunda ilgisini o tarafa çevirip o masadaki konuşmaya kulak vermeye başlar. Hangi uyarana yöneleceği ile ilgili kararı ise beyni verir.
İnsanların ilgi alanı , etki alanı ile paralel olursa bilinç o konuda daha çok devreye girer. Duygusal yoğunluk ve zihinsel odaklanma olan konularda psikolojik bilinç harekete geçmekte ve bilincin nereye yöneleceğini belirlemektedir. Seçilen bilgiler, beynin kendisini bu bilgiye açmasını sağlayacağından "amaçlı davranım"ı ortaya çıkarmaktadır. Mesela derin uykudaki bir anne hiçbir sesi duymamasına rağmen, çocuğunun ağlamasını duyabilir. Zira annenin bilinci kapalı olmasına rağmen, bazı algılara kendisini açmıştır.
(Tarhan, N. 2009, İnanç Psikolojisi)

  Hepimiz düşüncelerimizi yönettiğimiz uyanık bir bilince sahibiz. Bilinç öncesi ise istediğimiz an çağırabileceğimiz bilgilerin depolandığı bölümdür; en sevdiğimiz renk, annemizin adı, telefon numaramız gibi. Bilinç dışı ise bilinçli olarak ulaşamadığımız, unuttuğumuz ve yok kabul ettiğimiz bilgileri içerir. Bilinçdışındaki bilgilere bilinçli olarak ulaşamasak da zaman zaman buradaki bilgiler su yüzeyine çıkar, dil sürçmesi gibi. Dil sürçmesi aslında bilinçdışına itilen ve kişi tarafından unutulan öfke gibi duyguların bilinçsiz dışavurumudur.

  Hayvanların bilincinden farklı olarak insanların bilinci gelişir, öğrenme insanın bilincinde değişime sebep olur. Çocuk bilinci ile soyut düşüncenin kavranabildiği yetişkin bilinç aynı seviyede değildir. İnsanın öğrendikleri doğrultusunda inançları değiştikçe algısı da değişir. Bireyin algılama düzeyi bilinç düzeyine bağlıdır, insanın insanın bilinçli olarak kendinin farkında olması dış dünyayı algılama şeklini belirler. Kişinin algısı dış dünyayı algılamasını etkiler.

rhonda bryne sözleri

  İnsan önem verdiği şeyleri ve hayatına hakim olan düşünceleri kendisine çeker, bu insanın bilincinin gelişmesiyle ilgili bir özelliktir. Kuantum fiziği insanın niyet ettiği şey ile arasında bir çekim olduğunu belirtiyor.

joseph murphy sözleri


3 Mart 2016 Perşembe

Öğrenilmiş Çaresizlik


Bir deney için köpek balıkları bir akvaryuma yerleştirilir. Aynı akvaryumun öteki tarafında da balıklar var ve bu iki çeşit balığın arasında bir cam bölme bulunmaktadır. Aç olan köpek balıkları balıkları avlamak için harekete geçer ancak cam bölmeye çarparak avına ulaşamazlar. Ne yaparsa yapsın karşı tarafa ulaşamayan köpek balıkları bir süre sonra cam bölmeye çarpmadan yüzmeyi öğrenirler. Aradan cam bölme kaldırılır ve artık geçiş serbesttir ancak karşı tarafa geçemeyeceğinin öğrenmiş olan köpek balıkları balıkların olduğu tarafa geçmeyi denemezler bile. Cam bölme varmış gibi yüzmeye devam ederler. Bu duruma psikolojide öğrenilmiş çaresizlik denir.

  Öğrenilmiş çaresizlik bireyin bir durum karşısında çok sayıda başarısızlığa uğraması il çabalarının sonuçsuz olacağına ve kontrolün artık kendinde olmadığına inanması sonucunda yeni çözümler aramaktan vazgeçmesidir.

  Öğrenilmiş çaresizlik hangi alanda olursa olsun canlı organizmanın bir şey yapamayacağına inanması durumudur. Kötü deneyimler karşısında bireyin/canlı organizmanın şartlanması, bireyin ileriki davranışlarını etkiler. Derste sürekli başarısız olan öğrencinin başarısız olduğuna, yapamayacağına inanması sonucu ders çalışmamasıdır, buna örnektir.


  Öğrenilmiş çaresizlik kavramı ilk kez Seligman ve arkadaşları tarafından kullanılmıştır. Seligman ve arkadaşlarının yaptıkları deneyde 24 köpek kaçış grubu, kontrol grubu ve boyunduruk grubu olarak üç gruba ayrılır. İlk aşamada kaçış grubundaki köpekler deney kutusuna yerleştirilmiş ve kaçabilecekleri bir elektrik şoku verilmiştir, toplam 64 şok verilmiştir. Şok verildikten sonra köpeklerin panele basması şoku durdurur. Bir kaç denemeden sonra köpekler bunu öğrenir ve şok anından panele basarak şoku durdururlar. İkinci gruptaki köpekler de aynı sayıda şok ve işleme tabi tutulmuştuk. Tek fark bu grup şoku kesebileceği bir panele sahip değildir. Üçüncü gruba ise her iki gruba uygulanan hiçbir şey uygulanmamıştır.

  Deneyin ikinci aşamasında tüm köpekler bir panelle ayrılmış bir kutuya konulmuştur. Şok verildiğinde panelin öteki tarafına geçen köpekler şoktan kurtulacaktır. 10 deneme yapılmıştır, bu on denemede kaçış ve kontrol grubu panelin öteki tarafına geçerek şoktan kurulmuş, başarıya ulaşmıştır. Boyunduruk grubundaki köpekler ise on denemeden sonra bile paneli geçmek için hiçbir çabada bulunmamıştır, şokun geçmesini beklemişlerdir.

  Boyunduruk grubundaki köpeklerin kaçma-kaçınma davranışları göstermemesinin sebebi, kendi davranışları ile şok arasında bir bağlantı olmadığını öğrenmeleridir. Davranış ve davranışın sonucu arasında bir ilişki olmadığı inancı çaresizlik davranışını meydana getirir. Bu hayatın her alanında geçerlidir.

  Seligman'ın köpeklerine yapılan deney ve benzerleri bir çok canlıya uygulanmış ve hepsinde benzer sonuçlar ortaya çıkmıştır.

 
Öğrenilmiş çaresizlikle ilgili yapılan bir başka deneyde pirelerle ilgilidir. Normalde 50 cm'ye kadar zıplayan pireler 30 cm'lik kavanozun içine konulur. Pireler kavanozda 29 cm zıplayarak kavanozun tepesine çarpmamayı öğrenirler. Bir süre sonra pireler kavanozdan çıkarılır ve normalde 50 cm kadar zıplayan pirelerin kavanozda olmamalarına rağmen sadece 29 cm zıpladıkları gözlemlenir.


  Öğrenilmiş çaresizlik sonucunda inanda üç farklı düzeyde kontrol kaybı meydana gelir. ;

1) Motivasyonel düzeyde kontrol kaybı, kişi davranışlarında gerektiği kadar aktif değildir. Bireyin durumu değiştirecek imkanı olsa da kontrol etme ve değiştirme isteği yoktur. Bireyde durumlar karşısında kaçınma, geri çekilme gibi davranışlar söz konusudur.

2)Duygusal düzeyde kontrol kaybı
, çabalarının sonuçsuz kalacağına inanmış kişide iç kontrol kaybı artar. Bu da bireyde stres, anksiyete artışı, umutsuzluk, güven yitimi, umutsuzluk, güven yitimi, depresyon, kan basıncında artma, kalp ritminde bozulma gibi sonuçların meydana gelmesine neden olur.


3)Bilişsel düzeyde kontrol kaybı, kontrol algısı zayıflamış olan bireyin, kontrolü mümkün olaylar karşısında kontrol etme olasılığı azaltır ya da yok eder. Kişi eylemler ve sonuçlar arasında bağ kuramayabilir.


Öğrenilmiş Çaresizlik ve Depresyon

  Öğrenilmiş çaresizliğe neden olan olumsuz durumlar birer stres faktörüdür. Günlük hayatta, iş hayatında vs karşılaşılan sorunlar insanın üzerinde baskı kurarak üzüntü, sıkıntı ve strese neden oluyor. Bunların uzun süreli olması da depresyona yol açıyor.

  Öğrenilmiş çaresizlik ve depresyon birbirine benzer özelliklere sahiptir. Her iki durumda da kişi de keder, kaygı, iştahsızlık, uyku bozukluğu ve faaliyetlerde azalmaya rastlanıyor. Aynı şekilde depresyonda da öğrenilmiş çaresizlikte olduğu gibi kontrol kaybı ve isteği azalmaktadır. Depresyon öğrenilmiş çaresizliktir diyebiliriz.

  Seligma'ın deneyinde kullanılan boyunduruk altındaki köpeklere depresyon ilacı verilmesi ile köpeklerde iyileşme gözlenmiştir. Depresyon ilacı kullanan köpeklerin çitin karşısına geçme davranışları kaçış grubundaki köpeklerle aynı seviyeye gelmiştir.

Kafese beş maymun koyarlar ve ortaya bir merdiven kurarlar. Kafesin tepesine de iple muz asarlar. Herhangi bir maymun merdivenleri çıkarak muza ulaşmak istediğinde, dışarıdan üzerine basınçlı soğuk su sıkarlar. Sadece merdivenden  çıkan maymun değil kafesteki tüm maymunlar bu sudan etkilenir.
  Sonra maymunlardan biri dışarı alınıp, yerine yeni bir maymun (adı 'A' olsun) konulur. A'nın yaptığı ilk iş muza ulaşmak için merdivene tırmanmak olur, fakat diğer maymunlar izin vermez ve yeni maymunu döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri yeni bir maymunla (adı 'B' olsun) değiştirilir. B de muza ulaşmaya çalıştığı ilk anda dayak yer. B'yi en şiddetli ve istekli döven sonradan kafese giren ilk maymun A'dır.
  Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir.en yeni gelen maymun C'de ilk atağında cezalandırılır. diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin A ve B en yeni gelen maymunu C niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur.
  Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle D ve E değiştirilir.
  Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.
  Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle D ve E değiştirilir.  Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.  Neden mi?
  Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir...



  Yapılan deneylerde de kanıtlandığı gibi hayatımızdaki engellerin çoğu aslında zihnimizdedir, çaresizliği öğrendikten sonra bu öğreti zincir gibi bizi tutsak eder ve ondan kurtulamayacağımıza inanırız. Hayatta yapamayacağımıza inandığımız bir çok şeyi, yeterli olmadığımız için değil yeterli olmadığımıza inandığımız için yapamıyoruz. 



  Zihnimizi özgür kılsak ve öğrendiğimiz çaresizliklerimizden kurtulsak hayatımız da kim bilir neler değişir, değil mi? Farkında olmadığımız kaç zincirin esiriyiz? Kendimizi ne kadar kısıtladığımızın farkında bile değiliz, alışkanlıklarımız, yanlış inançlarımız hayatımızı ne kadar zorlaştırıyor farkında bile olmuyoruz. Amos Parrish "Alışkanlık, anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir." der, alışkanlıklarınıza bir göz atmaya ne dersiniz? Fark etmeden hayatımızda yer edinen, bizi engelleyen öğrenilmiş çaresizliklerimiz, mutluluğumuzu engelleyen, başarılarımıza duvar ören, kendimizi çaresiz hissettiren yanlış öğretilerden başka bir şey değildir. Hayatınıza bir göz atın ve zincirlerinizi kırın, alışkanlıklarınızın ve yanlış inançlarınızın mutluluğunuzun önüne geçmesine izin vermeyin. İçinizdeki gücü keşfedin, kendinize inanın yeter. Mutluluğunuzun anahtarı zihninizde, isterseniz onu bulabilirsiniz.




15 Aralık 2015 Salı

Jung'un Kişilik Kuramı

jung
Carl Gustav Jung

Jung’un ruh kavramı dinamik, sürekli, hareket halinde olan ve aynı zamanda kendi kendini düzenleyen bir sistemdir. Bu sistemi canlı tutan ruhsal enerji libido’dur. Jung, bireyi kendini yenilemeye çalışan ve yaratıcı bir gelişim içinde bulunan bir varlık olarak görür. Kişilik gelişiminde ırk ve soya çekim kavramları oldukça önemlidir.
  Jung da bireyleri sınıflamaya çalışmış, içe dönük-introvert ve dışa dönük- extravert diye ikiye ayırmıştır.
  Her insanda kişilik ya içedönük, ya da dışa dönüktür. İçe dönük tip kendi içine kapanık ve dış dünyanın etkisini kabul etmeyen bir tiptir. Dışa dönük tip ise dış dünyaya açık bir kişiliktir. Uyaranları çevreden gelir. Her bireyde bu iki eğilim birarada bulunur. Ama her zaman bir tanesi ağır basar. Jung kişiliğin dört ana işlevini de tanımlamıştır. Bunlar:
■ Duyuş: Duyu organlarıyla (görme, işitme, algılama, koku, tat) algılamadır. 
■ Hissetme: Kendisini ve başkasını değerlendirme yeteneğidir.
■ Düşünme: Mana ve kavrayıştır. 
■ Sezgi: Bilinçli olarak kavrananın dışında gerçeğin farkedilmesidir.

Jung bundan hareketle sekiz tür içe ve dışa dönük tip tanımlamıştır.

  • Dışadönük Düşünen Tip: Nesnel düşünceler ön plandadır. Enerjisini öğrenmeye ve dış dünyayla  ilgili bilgi toplamaya harcar. Olguları kesinlikle kuramlara yeğler. Bu mühendis veya doktor tipidir. Yasa ve ahlak gibi konularda çok sertleşebilir.
  • İçedönük Düşünen Tip: Aşırı durumlarda kişinin kendine yönelik araştırmaları sırasında gerçeklik hissi kopabilir. Kendini duygularından korumak için onları bilinçaltına itmiştir. İnsanlar onu pek ilgilendirmez. İnatçı ve gururludur. Somuta yönelebilme gücüne sahip olmasına karşın, fikirleri içsel olarak izler. 
  • Dışadönük Duygusal Tip: Duygular düşüncelere egemendir. Duygusal tepkileri oynak ve değişkendir. Düşünce işlevleri iyi gelişmemiştir. Sevgileri kolayca nefrete dönüşebilir.  Hava iyi olduğunda kendini iyi hisseden kötü olduğunda ağlayacakmış gibi hisseden bir yapıya sahiptir. Kolaylıkla etki altında kalır, konuları duygu aracılığı ile gözden geçirir. 
  • İçedönük Duygusal Tip: Duygularını dış dünyadan saklayan, ilişki kurması güç insanlardır. Melankolik olmalarına karşın dışarıdan kendilerine yeten kişi izlenimi de verebilirler. Derin veyoğun duyguları nedeniyle zaman zaman patlamalar yaşayabilirler. Yüzünde umursamazlık maskesi taşır. sakin ve pek kuşkulu bir hali yokmuş gibi gözükür. Dışa vuran hiçbir heyecan belirtisi yoktur. Fakat içi tutkularla dolup taşar. Jung’a göre kadınların çoğu bu gruba girer.
  • Dışadönük Duyusal Tip: Gerçekçi pratik, aklına koyduğunu yapan kişidir. Zevk ve heyecan verici şeyleri severler ama duyguları yüzeyseldir. Dış dünyadan gelen uyarımlara dönük yaşarlar. Buna bağlı olarak ilaç bağımlılığı ve cinsel sapmalar sıkça görülür. Salt bir gerçekliğe ve nesnelliğe sahiptir. Ancak olaylarda, iyi cins bir şarap, güzel kadınlar gibi somut şeyleri görür. Hiçbir şey için kendini üzmez. Bir denemeden diğerine kolayca geçer. Sokaktaki rastladığımız insanların büyük bir bölümü bu gruba girer. 
  • İçedönük Duyusal Tip: Dış dünyadan uzak durmayı tercih ederler, kendi duyularına yönelirler. Sakin, edilgin, davranışlarını denetim altında tutan biri izlenimi verirler. Duygu ve düşüncelerindeki kısırlık nedeniyle insanların ilgisini çekmezler. Herhangi bir etkinin onda ne tür bir tepki yaratacağını öngörmek olanaksızdır. Tepkisi de dış gerçeğe bağlı değilmiş gibidir.
  • Dışadönük Sezgili Tip: Oynak ve tutarsız bir yapıya sahiptir. Yenilikleri izlemeye çalışırlar ancak uzun süre konsantre olamazlar. Bunun nedeni düşüncedeki kısırlıktan ötürü sezgilerine göre davranmalarıdır. Sezgiyle doğar ve yaşar. Başarmak için herşeyi dener. Bunu bilinçsizce yapar. Bu tipteki insan kendisine uygun düşen toplumsal çevreyi, ne giymesi gerektiğini, nasıl konuşulacağını hissederek bilir. Bu tür erkek ticarette, borsa oyununda, politikada başarılı olabilir.
  • İçedönük Sezgili Tip: Genellikle çözülmesi güç bir tip gibi algılanır. Kendisine göreyse değeri anlaşılmamış bir dahidir. Dış gerçeklikle ilişkisi olmadığından insanlarla iletişim kuramaz. Anlamını bilmediği imgeler dünyasında yaşar ancak imgelere ilgisi de sürekli olmadığından bir sonuca ulaşamaz.  Mistik ve ölümsüz şair tipini canlandırır. Hayal sınırsızdır. Başkalarını, fikirlerinin güzelliğine inandırma çabası içine girebilir veya kimsenin onu anlamadığına karar verir. 
  Jung, bu karakter tiplerinin fazla gelişmiş bilinçli tutumları ve bastırılmış bilinçdışı tutumları içerdikleri, dolayısıyla uç örnekler olduklarını işaret eder. Gerçekte insan ya içe ya da dışa dönüktür. Dört işlevden biri diğer üçüne göre bilinçli dünyasına egemendir. Jung bunu birincil işlev olarak adlandırır. Bunun yanı sıra birde yardımcı işlev vardır. Y. işlev birinci işleve himet eder ve bağımsız değildir. Bu nedenle B. işleve karşı çalışmaz.

  Jung'un tipolojisi, insanların sınıflandırılamayacağını savunanlarca ağır şekilde eleştirilmiştir. Oysa Jung da temel olarak insanın kendine özgülüğüne inanır. Onun anlatmak istediği insanın bu sekiz kategoriden birine ait olduğu değil; bilinç ve bilinçdışı düzeylerdeki tutum ve davranışları farklı bir dağılım gösterdiğidir.

  Jung'a Göre Kişilik Yapısı

   Jung’a göre kişilik birbirleriyle etkileşimde bulunan çok sayıda sistemden oluşur. Bu sistemler sürekli etkileşim halindedir. Bu sistemler ego, kişisel bilinaltı, kollektif bilinçaltı ve arketiplerdir. Birbirine bağlı olan bu sistemlerin, içedönüklük-dışadönüklük tutumları, duygu, seziş ve düşünme işlevleri vardır. Son olarak da bunların bileşimi olan bütünleşmiş kişiliği oluşturan benlik vardır.

1. Ego 

Ego bilinçli zihin örgütüdür. Bilinç düzeyindeki algılardan, anılardan, düşünce ve duygulardan oluşur. Ego, bir düşünceyi, bir anıyı ya da bir duyguyu seçmedikçe kişi bunların varlığından haberdar olmaz. Ego son derece seçicidir. Ego, kişiliğin, kimliğin ve tutarlılığın sürdürebilmesini sağlar. Egonun seçiciliği sayesinde biz, bugün, dünküyle aynı insan olduğumuzu hissederiz. Güçlü yaşantılar egonun kapılarını zorlayarak bilince ulaşır, zayıf olanlar geri çevrilir.

2. Kişisel Bilinçaltı 

Ego’ya komşu olan bölgedir. Burada bilince hiç ulaşamamış ya da ulaştıktan sonra çatışma yarattığı için bastırılmış ve geri gönderilmiş yaşantılar bulunur. Bu yaşantılar oldukça güçsüzdür. Kişisel bilinçaltı içeriğinin bazı kısımları, kendilerine gerek duyulduğunda kolayca bilince ulaşırlar. Gerçekte egoyla bilinç arasında iki yönlü bir trafik bulunur. Örneğin, bir insan dostlarının isimlerini bilir, ama bu isimler sürekli olarak bilinç düzeyinde bulunmazlar, gerektiğinde oraya gelirler. Kişisel bilinçaltında depolanan yaşantılar rüyalarda da ortaya çıkar.

3. Kollektif Bilinçaltı ve Arketipler

Kollektif bilinçaltının içeriği, insanın yaşamı süresince, hiçbir zaman bilinçte yaşanmamıştır. Kalıtımsal bir nitelik taşır. Kollektif bilinçaltında insanın insan olma evresine ulaşmadan önce geçmişinden getirdigi gizli bellek kalıntıları vardır. Jung’un kollektif bilinçaltı kavramında arketiplere rastlamaktayız. Arketip, duygusal yönü güçlü, kalıtımla gelen evrensel bir düşünme biçimidir. Deneyimlerden oluşmuştur. Arketip, semboller ile belli bir biçimde algılama ve bu algılamaya uygun bir biçimde davranmaktadır. Örneğin anne arketipi önce bir anne simgesini oluşturur, sonra bu kavram gerçek anne ile özdeşleşir. Çocuğun annesiyle olan yaşantısından da etkilenir. Kollektif bilinçaltında bulunan belli başlı arketipler şunlardır:

  • Persona: Persona toplumun onayını sağlamak amacıyla, bireyin dış dünyaya karşı taktığı maske ya da takındığı kimliktir. Bu kişinin yaşamını sürdürebilmesi için zorunludur. İnsanlarla iyi geçinmemizi, hatta hoşlanmadığımız kişilerle birlikteyken bile dostça takındığımız tutumlar çıkarlarımızı korumak için takındığımız tutumlar, buna örnek gösterilebilir. 
  • Anima ve animus: Fizyolojik olarak bir kişi gerçekte iki cinsellidir. Her iki cinsin hormonları birlikte bulundurur. Ancak biri diğerinden daha baskın olarak salgılanmaktadır. Erkeğin dişi arketipi anima dır. Erkeğin tam anlamıyla erkek olmadığını ileri sürmek çelişik ve rahatsız edici olabilir. Jung’a göre her erkekte doğuştan bir kadın imgesi vardır ve o erkeğin bilinçdışında bazı değerlerin oluşmasına neden olur. Erkek buna göre seçim yapar, kimi kadını beğenir, kimisine istek duymaz. Erkek çocukta animanın ilk yansıdığı kişi anne, kız çocukta animusun yaşadığı kişi babadır. Animus kadınlarda erkeklerdeki animanın karşılığıdır. Yani kadının erkek arketipidir. Kadın animusun gücü sayesinde erkeği anlayabilir.
  • Gölge: Jung insanın kendi cinsiyetini temsil eden ve kendi cinsinden olan kişilerle ilişkilerini düzenleyen arketipe gölge adı vermiştir. Gölge ısrarcıdır. Ego ve gölge işbirliği yaptıklarında kişi kendi yaşamını dolu hisseder. Gölgenin reddedilmesi kişiliğin sönük kalmasına neden olur.

21 Ekim 2015 Çarşamba

Depresyonda Mısınız? Beck Depresyon Ölçeği ile Öğrenin!



  Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan depresyon gün geçtikçe artmakta. Bir çok kişi depresyonda ve farkında değil, peki siz depresyonda mısınız? Gelin bunu öğrenmek için Beck Depresyon ölçeğinden yararlanın.
  Eğer test sonucunuz 17 ve üzeri çıkarsa tıbbi destek almanız gerekebilir.


4 Ekim 2015 Pazar

Oyuncu Ruh Halinde Misiniz?

  

1. Her olayı dramatize eder, abartırlar.   
2. Modadan iyi anlar, dış görünüşe fazla önem verir.
3. Kıyafetleri, tavırları dikkat çekicidir.   
4. Heyecanlı, eğlenceli kişilerdir.   
5. İlk tanıştıkları kişiye kırk yıllık dost gibidir.  
6. Dedikodu ve laf taşımayı çok severler.   
7. Popülerdirler, aranan kişi olurlar.   
8. Konuşmalarında öz ve derinlik yoktur.   
9. Sıkıldıklarında hastalık numarası yaparlar.   
10. Konuşmaları renkli, heyecanlı ama yalanla doludur.     
11. İlgiyi yeterince göremezlerse son derece kırılırlar.  
12. Rutin işler onları sıkar, macera, heyecan olmayan şeylerden kaçarlar.     
13. Ayartıcı, baştan çıkartıcı cinsel davranış sergiler. 
14. Kolay inanırlar, hemen vazgeçerler.   
15. Kişilikleri, fikirleri her an değişir.   
16. Pembe dizilerdeki tipler ile özdeşim kurarlar.   
17. Sürekli güvenilmek, beğenilmek isterler.   
18. Ben merkezcidirler, hemen doyum isterler.
                                                                                                                                         
Doğru özellikleri 9 adedi geçiyorsa eşinizi işinize sokmayın.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan 

Oyuncu Ruh Hali


  Psikiyatri kitaplarındaki Histrionik kişilik yapısına çok benzerler. Kolayca yalan söyleyen, iki yüzlülüğü meslek edinmiş, dış görünüm fetişisti olan kişilerdir. Dikkati çekmek için her şeyi yapan bu tipler, kadınlar arasında bulunur. Maganda erkekler bu tiplere bayılırlar, ama beraberlikleri kısa sürer. Seksten başka her şeyi seksüalize ettikleri için, erkekleri kolay hipnotize ederler. Rol yapmayı seven bu kişiler, bulundukları ortamda bir süre sonra sorun olurlar, ikiyüzlülüğü, kavgaya yol açmayı bu kişilerle gözlemleyebilirsiniz. Dedikoduyu kolay yaparlar, insanları birbirine düşürürler. Bu durumdan ciddi rahatsızlık duymazlar. 
  Devlet yönetimindeki dalkavukların çoğu oyuncu ruh hali taşıyan bu kişilerdir, iç kavgalar bu kişilik özelliğindeki insanların oyunları sonucu çıkar. Politikacıların eşlerinin bu kişilikte olup olmadığını iyi değerlendirmek gerekir. 

İlgi Açlığı Çekerler 

  Yeterince ilgi görmedikleri ortamda boğulacak gibi olurlar. Kim ilgi gösterirse, sonucunu düşünmeden ona yaklaşırlar. Dikkati çekmek irin her şeyi yaparlar. Moda onların eseridir. Gülünç duruma düşseler de ilgiden aldıkları zevk daha önemlidir, ilgi üzerlerine odaklanmazsa rahatsız olurlar. 

Girişkendirler 

  Neşeli, canlı, heyecan verici, herkesi gülmekten kırıp geçiren kişilerdir. Kolayca arkadaş olurlar, sempatiktirler. Ancak özleri yoktur. Her şeyleri yapmacık, rol izlenimi uyandırır. Sosyal becerileri yüksektir. Konuşmalarında derinlik yoktur. Annelerini tanımlamaları istendiğinde "Güzel kadındı" demekten öteye gidemezler. 

Övgü ile Beslenirler 

  Narsistler gibi oyuncu ruh halinde olanlar da övgü ile beslenirler, eleştiriden hoşlanmazlar, ilgi, onay, dikkati çekmek ve heyecan tutkunluğu özellikleridir. Narsisitlerden farklı olan yanlan, başarmak değil eğlenmek için yaşamalarıdır. Sürekli güvenilmek, beğenilmek, övülmek açlığı içindedirler. 

Duygusaldırlar 

  Ruh halleri hemen değişir. Duygusallıkları bulaşıcıdır. Akıllı hareket eden pek çok kimseyi yoldan çıkarırlar. Mantık değil, duygu onların gerçeklerini biçimlendirir. Zil sesi ile oynamaya başlayabilirler. Dansların vazgeçilmez elemanlarıdırlar. Duygularını ifadede yüzeysel kalırlar. 

Rol Yapmaları Doğal Halleridir 

  Telkine çok açıktırlar; kendilerine ait tutarlı davranış kalıpları yoktur. Sizin ne istediğinizi hissettikleri an, hemen sizin istediğiniz oluverirler. Sürekli rol yapmalarının arka planında, kendilerini sevecek, ilgi gösterecek ve bağlanacakları birini bularak onu elde etmek arzu vardır. 

Fiziksel Çekicilikte Çok Başarılıdırlar 

  Kendilerine bakmak için, bir iş adamının kariyerine gösterdiği çaba kadar çaba gösterirler. 
Liposection, yüz bakımı, güzellik salonları onların ilgileri sonucu yaşarlar. Seksi gözükürler ama seksi sevmezler. Ayartıcı, baştan çıkarıcıdırlar. 

Kendilerini Tanımazlar 

  Film yıldızlarının ve TV kahramanlarının özel hayatlarını çok iyi anlatırlar ama kendi iç dünyaları ile hiç ilgilenmezler. Başkalarının kendilerine nasıl bakmaları gerektiğini çok iyi bildikleri halde, kendi kendilerine bakamazlar. Kendilerini geliştiremezler. Ben merkezcidirler. Hemen doyum isterler. Engellenmelerine çok sinirlenirler. 

Hastalık İcat Ederler 

  Hastalığı kullanırlar. Sıkıştıkları zaman bayılan, kusan, kabızlık çeken, her tarafı ağrıyan kişilerdir. Kendilerini kötü hissettiklerinde bunu, organ dili ile ifade ederler. 

Her Şeyi Abartırlar 

  Kendilerinin fark edilmesi için her şeyi göze alabilirler. Kendilerinden nefret edenlerin ilgisini çekmekte bile başarılıdırlar. Sosyal düzeni bozarlar. Bir iş yerinin savaş alanına dönmesine sebebiyet vermeleri hiç de nadir değildir. Yıldırım aşkı, bu kişilik tipinin işidir. Basit bir olaya abartılı ağlama veya öfke gösterirler.

Oyuncu Kişiliklerle Savaş Stratejileri 

  Onları iyi tanıyın, oyunlarına gelmemek için ilk şart budur. Rezalet çıkarmaya bayılırlar, tatsızlık yaşamamak için onlarla iyi geçinmenin yolunu bulmak gerekir. 
  Cinsel taciz davalarında çok mağdur olurlar. Eğer kıskanç biri iseniz bu kişilerden uzak durun, yoksa mide kanaması geçirebilirsiniz. 
  Söylediklerine değil yaptıklarına inanın. Kararlı, tutarlı, disiplinli olursanız bu kişiler ya size uyarlar veya terk ederler. Belki böylesi daha iyidir. 
  Ağzınız sıkı olmalı, yoksa söylediğiniz şeyler süslenmiş, çarpıtılmış halde bir yerde önünüze gelebilir. 
  Her kavgacı ruh halinde olan diğer tip insanlara verdiğiniz cevaplarda olduğu gibi, tepkilerinizi mantığınızla verin, duygular hata yaptırır. 
  Başınızın belaya girmemesi için, düşünerek hareket etmelisiniz. Sinirlendiğiniz an, duygular ön plana çıkar. Bu durum onun savaş alanı demektir. Büyü ve büyücü takıntıları bu haldeki insanlarda çoktur. Sizi inandırırsa beraber psikiyatri kliniğine gitmek durumunda kalırsınız. 
  Sabır taşıran tiplerdir. Gerekirse, sert sınırlamalara girmelisiniz. Yaptıkları hataların sonucunda bedel ödemelidirler. Cinsel özgürlük tutkulu tavırları, aslında ego doyum aracıdır. Cinsellikte çok başarılı değillerdir. Tahrik edici tavırlarını onaylamadığınızı belli edin; iyi tavırlarına abartılı dozda yaklaşabilirsiniz. Yalan bile söyleseniz, övgüleriniz onların hoşuna gider. Şımartılmaktan son derece hoşlanırlar. 
  Oyunculuk yeteneklerini, kullanabilecekleri alanlara yönlendirebilirsiniz. 
  Huysuzluk ve edepsizlik yaptıklarında gülüp geçin. 
  Hırçın ama sevimli tiplerdir bunlar. Gözyaşlarına aldanmayın ve doğrularınızı değiştirmeyin. 
  Ağladığı zaman kendisine mendil uzatın ama, ağladığı konuya girmeyin. 
  Dedikodu ve yalan söz duyduğunuzda, buna karşı sessiz kalmayın. Onaylamadığınızı hissettirin. 
  Ağrı ve hastalıkların psikolojik olduğunu söyleyen kişiye çok kızarlar. Hastalıklarına
inanırsanız eğer, hastaneye yakın bir ev tutmalısınız. 

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

19 Eylül 2015 Cumartesi

Narsistik Ruh Hali

Büyüklük Hastalığı  

  Tarihte büyüklük hastalığına tutulmuş pek çok lider vardır. Temel kişilik özellikleri narsisistik olan Hitler, insanlık tarihinin en büyük savaşını çıkardı. Çok sevgi veren bir anne, liberal bir baba ve müzik tutkunu küçük Hitler!.. Yıllar sonra Faşist Hitler... Kendisini özel, üstün ve önemli görüyordu. Alman ırkını üstün ırk olarak kabul ediyordu. Etnik üstünlük düşüncesini Danvin'in "Tesadüfi varoluş, doğal ayıklama, üstün olanın yaşaması, güçlünün zayıfı yok etmesi" doktrini ile birleştirdi. Ona göre Alman ırkı üstündü, dünyaya hakim olmalıydı. Büyük balığın küçük balığı yutmaya hakkı vardı. Görüşlerini doktrin haline getirdi. Kitabını milyonlarca kişiye dağıtarak fikirlerine toplumu da inandırdı. Siyasette yöntem olarak da Machiavelli'nin "Hükümdar" kitabındaki yöntemleri uyguladı. Sonuç ortada, II. Dünya Savaşı.  
Hitler Bize Ne Öğretti? 

  Narsisistik ruh halindeki insanları iyi tanımalıyız. Hitler, Darwin'in biyolojideki tezini bile kendi amacı doğrultusunda kullanabilmiş bir ideologdu. Bu insanlar hesap verme duygusunu hep taşımalıydılar. Tanrı'ya hesap verme duygusu taşımayan bir insan bir süre sonra kendisini Tanrı gibi görüyordu. Vicdani hesap verme duygusu, toplumsal bir ihtiyaçtı. Toplumun liderlere hesap sormasına ihtiyaç vardı. Demokrasi kültürünün yaygınlaşmasını ve muhalefetin varlığını Hitler'e borçluyuz.  
Kavgaya Götüren Bir Kişilik 
  Narsisistlerin ben merkezci olmaları ve hak duygusunu hep kendi çıkarlarına göre kullanmalarının, toplumu adaletsizliğe ve barışın bozulmasına götürdüğünü söylemek kehanet olmaz. 
  Bugün ABD dünya nüfusunun %5'i ama dünya kaynaklarının %25'ini kullanıyor. Doyumsuz bir uluslararası sermaye var. Açlık sınırındaki dünya nüfusu artıyor. Fakat narsisislik ve doyumsuzluk devam ediyor. 
  Almanya coğrafyasında narsisist Hitler, doyumsuz Yahudi sermayesi kavgayı başlattı. Bugün dünyada narsisist ABD yönetimi, açgözlü.doyumsuz uluslararası sermaye varsa III. Dünya Savaşı yaklaşıyor demektir. 
  O halde bireysel ve küresel narsisizmi iyi tanımalıyız. 
  "Adalet örümcek ağına benzer; zayıf sinekler ona takılır, büyük sineklerse onu deler geçer" sözünün pirim yaptığı toplumlarda barış beklenemez. Adaleti delenler de hep özel muamele bekleyen, hukuku gerektiğinde rafa kaldırabileceğini düşünen narsisistlerdir. 
  Narsisistik kişiler, demokrasiyi kendi çıkarlarına hizmet etmedikçe sevmezler. Kendilerine dalkavukluk yapılmasını engellediği için demokrasiye "halk dalkavukluğu" denilmesinden hoşlanırlar.  


Bireysel Narsisizm 


  Narsisistik kişiliğin ana teması; büyüklük duyguları, başkalarını anlayamama ve başkalarının değerlendirmelerine aşırı duyarlılıktır. Narsisistik kişiler kendilerini özel ve önemli görürler, sıra' dan bir insan olmaktan çok korkarlar. Kendilerinin özel oldu' ğunu göstermek için daima çabalarlar. Tıpkı köpek balıklarının boğulmamak için devamlı yüzmek zorunda oldukları gibi, nar-sisistler de depresyonun derinliklerinde boğulmamak için övgüyle beslenir ve özel olduğu hissini hep yaşamak isterler. Bu ruh halinde bulunanları yakından tanımak için temel özelliklerini bilmek gerekir. 


Temel Özellikleri


 1. Kendilerinin önemli olduğuna ilişkin büyüklük duyguları taşırlar, başarı ve yeteneklerini abartırlar. 
2. Kendilerini özel ve önemli görürler, hep saygı görmeyi beklerler. 
3. Hayal dünyalarında güç, başarı, şöhret, para, güzellik ve aşk ön planda yer alır. 
4. Övgü ile beslenirler, kendilerine iltifat edilmesi için ortam hazırlarlar. 
5. Eleştiriye aşırı duyarlıdırlar. Kendilerine yapılan eleştiriye, iyi amaçlı eleştiri bile olsa aşağılanmış olma, öfke ve utanç duyguları ile tepki verirler. 
6. Menfaatçidirler. Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanırlar. Amaçlarına ulaşmak için, her türlü hile ve aldatmayı normal kabul ederler. 
7. Kendilerinin, ancak özel kişiler tarafından anlaşılabilecek kadar özel olduklarını düşünürler. 
8. Empati yapamazlar. Başkalarının ne hissettiğini, nelere ihtiyaç duyduğunu anlayamaz ve hissedemezler. Arkadaşları hastalanarak verdiği randevuya gelemezse buna kızar ve şaşırırlar. Onun bu mazeretini anlayamazlar. 
9. Kin, öfke ve kıskançlık duyguları fazladır. Acıma ve affetme gibi güzel duygulan kendi çıkarlarına göre hisseder ve bunları kullanırlar. 
10. Hak duygusu hep kendine yöneliktir. Hak kazandığı, kayırılması gerektiği, sırada beklememesi gerektiği, hep kendisine ayrıcalık yapılması gerektiği beklentisi içindedirler. 
11. Büyük ideallerine kavuştuklarında gerçek kişilikleri daha çok ortaya çıkar. Her masada farklı konuşmak, durumlara göre ilkelerini değiştirmek yaşam felsefeleridir. 


Narsistlerin Korkuları ve Başarıları 

Mezarlıkta ıslık çalarak geçmek korkan pek çok kimsenin yaptığı bir şeydir. Cesaret gösterisinde bulunurken gerçekte son derece korkuyorlardır. Fakat korkmuyor taklidi yapmak zorundadırlar, işte bunun gibi, narsistlerin bir kısmı eksiklik, aşağılık duygularını bastırmak için kendilerine güveniyor rolü yaparlar. Fakat bu rolü içselleştirdikleri için dışarıya güvenli gözükürler. 
  Korku ile güven arasındaki zihinsel duvar çok incedir ve her an yer değiştirebilir. Amacı bir insandan daha fazla bir şey olduğunu ispatlamak olan bir kişi düşününüz. Bu insanın en büyük korkusu sıradan bir kişi olmaktır. Dünyada, en büyük ve en değerli şey olarak kendilerini hissettikleri için, bunu kanıtlama çabası içinde çırpınırlar, çok çalışırlar. Bunun için yetenekli ve iddialıdırlar. Bilim, sanat, spor, politika, komutanlık, liderlik ve ticaret gibi rekabet edilen alanlardaki her şeyi, bu kişiler keşfederler dersek abartılı olmaz. Bu kişileri dengelemeye çalışan din adamlarının, azizlik ve velayet derecelerinin artması da insanlığa ikinci faydalarıdır. 
  Narsist insanların yaptıkları işlerden hoşlanırız, ama kişiliklerinden nefret ederiz. Liderlerin pek çoğu narsistlerden çıkar. Liderlik ile narsistlik birbirinden ince bir duvarla ayrılır. Liderlik bittiğinde narsisizm başlar. Liderlerin çevresindeki dalkavuklar, onların içlerinde bulunan narsist yönlerini besler ve büyütürler. Böylece liderlerini narsist bir canavar haline getirirler.  
  Bunun için demokrasi, insanlığın geldiği en ileri olgunluk düzeyi oldu. Çünkü, demokrasilerde muhalefet vardır. Eleştiri açıkça yapılır. Böyle bir ortamda lider narsisistlik eğilimindeyse, onun hatalarının, yanlışlarının, zayıf taraflarının söylenebilmesi bu halinin sorumlulukla dengelenebilmesini sağlar. Tarihte başarılı olmuş ve halkı tarafından sevilen liderlerin arkalarında, onu sorgulayan ve sorumlu davranmaya yönlendiren manevi bir liderin olması tesadüfi değildir. Eski Yunan'da Sokrates, Aristoteles, bizde de Akşemseddin ve Şeyh Edebali gibi pek çok bilge kişiler bu fonksiyonu ifa etmişlerdir. 

Öncelik İçgüdüsü Taşırlar 

  Bir narsisist, kendisi için iyi olanın tek yol olduğuna inanıyor ve bundan vazgeçmiyorsa, onun hata yapmasını beklemek, fakat onaylamadığınızı belli etmekten başka yapacak bir şey yoktur. 
  İnsanda içgüdüsel olarak ilk ve evvela kendini sevmek, kendi ihtiyaçlarına öncelik vermek duygusu vardır. Başkalarını düşünmek, başkalarının ihtiyaçlarını önemsemek, egomuzun hoşuna gitmez. Fakat insan gibi yaşamak için, egomuzun bu yönünü dengelememiz gerekir. Halk arasında çok kullanılan, "önce can sonra canan" sözü adil bir duygunun ifadesi değildir. Önce doğrular ve ilkeler gelmelidir. Can veya canan hoşlansa da, hoşlanmasa da "önce ilkeler" diyebilmek bilgece bir davranıştır. 
  Narsist kişilerde başkalarının ihtiyaçlarını, arzularını, yeteneklerini, isteklerini görme kabiliyetleri gelişmemiştir. Bu sebeple empati yoksunluğu onları sevenlere acı çektirir. Onları sevenler kimliksiz olmak zorundadırlar. 
  Benmerkezci narsistleri seven pek çok eş veya kişi, onların kendilerini sevmeme nedenini araştırırlar, ancak bulamazlar. Kusurları kendilerinde aramaya başlarlar. Böyle narsisistlerin sevgilileri hayatlarını mahvederler. Büyük çapkınların ve büyük politikacıların önemli kısmı narsisttir. Bir şeye ihtiyaçları olduğu zaman empatiye sahipmiş gibi davranır ve rol yaparlar. Etkileyici, çarpıcı, rol yapıcı davranışlarını çoğu zaman farkında olmadan gerçekleştirirler. Alçak gönüllü rolü oynarken bile narsistler egolarını parlatmaktadırlar. Ikiyüzlerden farklı olan yönleri ise bu davranışları kişiliklerinin gereği olarak yapıyor olmalarıdır.  


Satışı İyi Yaparlar 

  İnsanları etkileme, göz boyama konusunda narsistler çok başarılıdırlar. Karşı taraftaki kişinin neyi duymak istediğini çok iyi fark ederler. Hayranlık duygusu uyandırıncaya kadar bu işe devam ederler, ileri narsistler hayranlık duygusu uyandırdığı kişiyi artık yok sayar, onu küçümserler. 
  Kendilerini övmekten utanmazlar. Zeki narsistler gizli övünmeyi çok yaparlar. Toplantılarda soru sorarken, en az konuşmacı kadar çok şey bildiklerini göstererek yorumlar yaparlar. Kendisiyle dalga geçiyor rolü bile oynayabilirler; eğer bu iş alkış getirecekse...
  Narsistler ünlü kişileri etkilediklerini sözleri arasına sıkıştırırlar. Çevre tarafından akıllı ve yetenekli olarak bilinirler, ilk tanışmalarda çok etkileyicidirler. Uzun süren beraberliklerde bencil ve çıkarcı yapıları nedeniyle kendilerinden nefret ettirirler. Fakat elde ettikleri güç, para, şöhretle insanları kendilerine bağlarlar. 
  Vitrinleri dolu ama gönülleri boş olan böyle kişilere nasıl davranacağınızı birazdan okuyacaksınız. 


Çok Çalışırlar 

  En büyük korkuları sıradan bir insan olmak olduğu için, kendilerini üstün görmeye devam etmek amacıyla, başarılı olmak zorundadırlar. Çalışıp zafer kazanmak en büyük doyumlarıdır. 
  Çoğu işkoliktir, ne istediğini bilir ve amacına kilitlenir. Amerikan kapitalizmi yaratıcılığı ve üretimi arttırmak için bu kişilik özelliğine sahip olanları teşvik ediyor. Para, şöhret ve güç getiren işler sistemin motoru oluyor. Adil olmayan teşebbüslerin toplumda zayıfların ezilmesi sonucunu doğurarak sosyal barışı zedeleyeceğini söylemeye gerek var mı? 
  Her gittikleri yerde kırmızı halı ile karşılanmak isterler. Bu beklentileri karşılanmazsa bozulurlar ve acımadan muhataplarını bozarlar. 
  Eğitimli olmayan narsistlere sıra beklemek, kuyruğa girmek, çevrelerini temiz bırakmak, trafikte öne geçmek gibi davranışlar zevk verir. Kuralları ustaca atlatmak, insanları enayi yerine koymak, başkalarını kullanmak onları keyiflendirir. Böyle davranışları başkalarına anlatmak ise onlar için ayrı bir zevktir. 

Yarışmacıdırlar 

  Narsistik özellikteki kişiler rekabeti severler, ihtiraslı ve doyumsuz yapıları nedeniyle hep ölesiye mücadele ederler. Hiyerarşiyi çok iyi bilirler. Giyimleri, kullandıkları araba, kiminle birlikte göründükleri, yaşadıkları yerler tesadüfi seçimler değildir. Bir şeyi sevgi için yapmayı ve âşık olmayı aptalca görürler. Güç ve statü takıntıları nedeniyle kazanmak için ellerinden ne gelirse yaparlar. Hile ve yalan, amaca ulaşmak için gerekiyorsa kullanılacaktır. Machiavelli'nin felsefesi çok hoşlarına gider. "Gayeye ulaşmak için her yol caizdir" düşüncesi onlar için rehber olmuştur. 
  Hile ve yalanı kullanma eğilimleri, onları en tepede tutmaya götürebilir. Fakat balonları söndüğü zaman da narsistik yaralanma yaşarlar. Üzerinde düşünmeden yaşamlarına son vermeye karar verebilirler. Kendilerine göre yaşam sebepleri ortadan kalkmıştır. Kuyunun dibinde yaşamaktansa ölmek daha doğrudur onlara göre. iyi yarışmacı olsalar da kaybetmeyi bilmeyen bu kişiler mutlu olamazlar. 


Eleştiriye Tahammülsüzdürler 

  Hata yapmaktan çok korktukları için, hatalarının söylenmesini hemen kişiselleştirirler. En basit eleştiriyi kişiliklerine yapılmış bir müdahale, kendilerine atılan bir ok gibi görürler. Kendilerini aşağılanmış gibi hissederler, bu onları çok sıkar. Kendi hataları konusunda objektif davranabilme becerisi kazanamadıkları için, eleştiride ısrar ederseniz sizi suçlamaya başlayacaklardır. Sizin yanıldığınızı ispat etme çabası ilk yapacakları şeydir. Eğer eleştirinizde haklıysanız, sizi küçük düşürerek tatmin olma yolunu seçerler. Bu haliyle narsisti, zavallı bir çocuğa benzetebiliriz. Eleştiriyi kendisine haksız bir saldırı gibi algılar, söylenenleri doğru-yanlış ikileminden geçiremez ve etraflarında nefret uyandırırlar. Narsistik kişi ile ilişki kurmak zorunda iseniz, kararlı ve tutarlı olmalısınız. Ne istediğinizi tam olarak bilmelisiniz. Pazarlık yapmadan karar vermemelisiniz. Böyle insanlarla sağlamcı iş yapmak, bedeli peşin almak gerekir, yoksa çok incinirsiniz.  


  Yardım Sevmezler 

  Narsist kişilerin kendi çıkarlarının söz konusu olmadığı bir şeyi yaptıkları pek görülmüş değildir. Başka insanların çıkarları onların çıkarları ile çatışmadıkça çok uyumlu çalışırlar.
  En büyük tutkuları ve fantezileri dünyanın en akıllı, en yetenekli ve en iyisi olduklarına inanmalarıdır. Yardım ederken kendi isimlerinin geçmesi, heykellerinin dikilmesi, şirketlerinin başında adlarının yazması paradokslarıdır. Kendilerine iyi dedirtmek için yardım ederler. Bu nedenle gizli yardımı onlara yaptıramazsınız. Bu tarz reklama dönük yardımlar bunların egolarını cilalar. Kimliklerini belirtmeyen gizli yardıma onları zorlamak, ego eğitimleri için gereklidir. 


İlk Aşkları Kendileridir 

  Yaşadıkları diğer paradoks da sevecen görünmeleridir. Sevgi doludurlar, ilişkide oldukları insanları rahatlatırlar. Narsistlerin sizi sevdiklerini, sizi düşündüklerini boşuna zannetmeyiniz. Onlar sizdeki çıkarlarını severler. Sevgileri, hep koşullu sevgidir. Aşık oldukları, koşulsuz sevdikleri tek varlık kendileridir. Çıkarı yoksa en yakınlarını bile umursamazlar. Aynaya baktıkları zaman kendilerini görmezler, hayallerindeki kişiyi görürler. "Ayna ayna söyle bana, var mı benden daha güzeli?" sözü narsisizmin simgesi olmuştur. 


Tatminsizdirler 

  Sıradan insan olmak korkuları, hep daha çok şey istemeleri, yetinme duygularının olmaması onların hırslı olmalarına neden olur. 
  Kendilerinin gerçek sınırlarının neresi olduğunu bilemezler. Kendilerini bir bütünün parçası gibi görmemeleri ve her şeyi kontrol edebilecekleri duygusuna sahip olmaları, sürekli gerilimde olmalarına neden olur. Küçük bir düzensizliği, eleştiriyi ve hatayı tehdit olarak algılarlar. 
  Çevrelerinin ona hep haksızlık yaptığını düşünmelerini isterler, insanların kendilerini memnun etmek için yeterince çaba harcamadığına inanmaları, onları gerer. 
  Kendilerinden ve başkalarından beklenti standartları yüksektir. Bu sebeple çok sık sinirlenirler, istek ve emirlerinin insanlar tarafından kasten unutulduğunu düşünürlerse, huysuzlukları artar. 
  Canlan sıkıldığı zaman, herkesin de canını sıkarlar. Kazanamadıkları zaman çok öfkelenirler ve etrafta psikolojik terör havası estirirler. 
  Depresyona girme eşikleri çok düşüktür. Narsisistler kızgın, sinir bozucu, ruh karartıcı halleri sık yaşarlar. Depresyondadırlar, fakat bunu kabul etmezler. Depresyonu, "örtülü depresyon" şeklinde yaşarlar. Öfkelilik, içki-sigaraya düşme, unutkanlık, bedensel arazlar şeklinde maskelenmiş depresyonla hekime zorla başvururlar. 
  Mutlu olmayan, gergin, öfkeli, incitici ve küstah halleri nedeniyle zor insanlardır. Doymayı bilmezler, çünkü psikolojik olarak açgözlüdürler. 


Güçlü insanlar Yanlarında Barınamaz 

  Narsist kişiler, kendilerinden çok emindirler. Bu kendilerinden emin ve güvenli halleri, bunlardan kuşku duyan kişiler için çok çekicidir. 
  Narsistler birisini yanlarına almak istedikleri zaman, onun kendisini gezegendeki en iyi ikinci insan gibi hissetmelerini sağlarlar. Bu duyguyla, üstün bir insana yakın olmanın minnettarlığı ile elinden gelen her şeyi yapan ikinci adamlar, narsist kişinin en önemli yardımcılarıdır. 
  Minnet ve vefa duyguları pek yoktur. Daha az şey yapıp daha çok şey isterler, minnet duygusunu başkalarından beklerler. Başkaları, iyi insan olmak için kendilerine vermelidirler ve böylece sömürmeye devam ederler. Huysuzlaşırlar ve hata yaparlar. Böylece narsisist kişi yanında olanları tükürür atar. Güçlü yapıya sahip olanlar narsisistik kişinin kendilerini kullandığını hemen fark eder, ilkelerini ortaya koyar. Böylece onlarla yolları hemen ayrılır. Zayıf kişiler sürekli kendilerinden vererek ilişkiyi devam ettirirler. Aldıkları psikolojik tatmin onları yanlarında tutar. Kimliksiz kalmayı kabullenirlerse, beraberlik sürer gider. 

17 Eylül 2015 Perşembe

Bir Test: Baskıcı Obsesif Misiniz?


                                                                                                       Doğru           Yanlış
1. Kararsızdır veya zorlukla karar verir. 
2. inatçıdır; Nuh der peygamber demez. 
3. Eleştiricidir, kolay beğenmez. 
4. Alışverişte müşkülpesenttir. 
5. Kendisini rahatlatmakta zorluk çeker. 
6. Kendi işini kendi yapmayı sever. 
7. Kontrollüdür, ama kabul etmez. 
8. Kızdığı kişiyi düşmanca test eder. 
9. Rutin iş aksarsa sinirlenir. 
10. Tuttuğunu koparır, ısrarcıdır. 
11. Çalışmaktan keyif alır, ama belli etmez. 
12. İşleri yetiştirmekte zorlanır. 
13. Sıklıkla geç kalır.
14. Sözü uzatır, sadede geç gelir. 
15. Dürüstlüğe çok önem verir. 
16. Ahlâk, iyi kötü vurgusu çok yapar. 
17. Biriktirmekten zevk alır, hesapçıdır. 
18. Hataları abartır. 
19. Temiz ve düzenlidir. 
20. Hayır kelimesini evetten daha çok kullanır. 
21. Anlamsız, abartılı, ısrarcıdır. 
22. Başkasını değiştirmeye çalışır. 
                                                                                                                                                           
Beşten fazla soruya verilen cevap "evet" ise dikkatli olun. On soruya cevap "evet" ise derviş veya filozof olmaya hazır olun.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

Obsesif Baskıcı Ruh Hali ile ilgili bilgi almak istiyorsanız tıklayın.

Obsesif Baskıcı Ruh Hali

  

  Titiz, mükemmeliyetçi, kusursuzluk meraklısı, esnek olmayan, hep kızgın gözüken, gergin, sinirli, sonuna kadar dürüst, duygularını bastıran, işkolik, kararsız özellikler taşıyan bu ruh halindeki insanların ortak yönleri baskıcı ve ısrarcı olmalarıdır. 
  Kişiliklerini işleten arka plan düşünce, hata yapma korkusudur. Yanlış yaptıklarında kendilerini savunmasız hissederler. Varolmak için savaşmak zorundadırlar. 
  Silahları daha çok çalışmak, ayrıntılara önem vermek ve kurallara bağlılıktır. Mutlu olmayı sürekli ertelerler. 
  Eğer egoları güçlü, ben merkezci iseler, herkese hükmetmek ve kontrol etmek isterler. Alçak gönüllü olmayı başarabilirlerse, başarılı bir ikinci adam olurlar. Çalışkan, güvenilir, özel hayatları düzenli, tatsız işleri halleden bu kişilere ihtiyacımız vardır. Egosu büyük, baskıcı ruh halindeki bir kişiyle beraber yaşıyorsanız, enselendiniz demektir. Size peygamber sabrı gerekir. Çünkü bu ruh halindeki kişi sizi sürekli kendisi gibi yapmak için çabalayacak, eğer buna muvaffak olamazsa, sürekli gerilim ve tartışma çıkaracaktır. 
  Obsesif baskıcı kişilerin ruh hali şuna benzer: Masanız, not defteriniz, evdeki düzeniniz gibi onlarca yapılması gereken iş var. Daha bunlar bitmemişken sizi yeni işler bekliyor ve çocuklarınız bir şeyler istiyor. Siz bu haldeyken, çevredeki insanlar gülüp eğleniyorlar. Çevredeki en işe yarar insan sizsiniz, başkaları ciddiyetsiz ve sorumsuz. Ne kadar kendinizi yalnız hissedersiniz değil mi? işte Obsesif baskıcılar bu haldedirler. 


    Çalışma Tutkunudurlar 

  Bir filozof, "Çalışmanın uşağı olmadan, başarının efendisi olamazsınız" diyor. Gerçekten de zorlanmadan, emek vermeden, çabalamadan güzel şeyler elde edilmiyor, insan güzel yaşamak istiyorsa, biraz obsesif olmasında fayda vardır. Daha bütün ve iyi düzenlenmiş bir dünya anlam kazanır. Başarılı olan kişi, çok çalışan kişi değil, doğru çalışan kişidir. Obsesif baskıcı kişi, eğlenmenin yerine çalışmayı koymuştur. Bunun için kendisine psikolojik şiddet uygular. Korku, suçluluk, cezalanma tehdidi ile kendisine baskı yapar. 
  Eğer bu baskı amaca yönelikse olağanüstü başarılar çıkarır, ilimle uğraşırken uyumamak için saçlarını tavana bağlayan veya arkasına çivi koyan filozoflar gibi üretimler yapar. Şehveti çalışmak olan, çalışmaktan uyuşturucu kullanır gibi zevk alan bu kişiler kendilerini yalnızlığa iterler. Gerektiği için değil, zevk aldıkları için çalışan bu kişiler sadomazohistiklerdir. Acı çekmek ve çektirmek obsesif baskıcı ruh halinde onlara zevk verir. 


    Kusursuzluk Meraklısı Olmak 

  Mükemmeliyetçiliği amaç edinen bu kişiler, bir şeyin ne olduğundan çok nasıl yapılacağına önem verirler, iş yaparken önemini, ne için yapıldığı ve başka insanların duygularını pek düşünmezler. Her şeyin tam yapılması onların aşkıdır. Bunun için deli gibi çalışırlar. Kazandıkları parayı son kuruşuna kadar hak ederler. 100 üzerinden 97 aldığı için ağlayan kişiler bunlardır. Asansör parası için kırk yıllık komşuları ile kanlı bıçaklı olurlar. 

 Ayrıntıcıdırlar 

Olaya kuş bakışı bakmakta zorlanırlar. Ağaçlarla uğraşmaktan ormanı görmemeleri ile ünlüdürler. Amaca yönelik olmayan ayrıntıyla uğraşırlarsa, işi bitiremezler. Onlara göre başarı ayrıntıdadır. Ayrıntı aşkı ile bütünü göremiyorlarsa, onlar için şeytan ayrıntıda saklanmıştır. Yerel, ulusal ve evrensel düşünmeyi başaramazlar. Ticarete giriştiklerinde başarılı olamaz, çuvallarlar. 


 Tutucudurlar 

Hayat stratejileri kazanmak ve gelişmek değil, kaybı azaltmak olduğu için statükocu olurlar. Eski şeyleri atmak istemezler. Her kararlarında mevcudu koruma stratejisi ön plandadır. Politik hayatlarında 30-40 yaşlarına takılırlar. Riski sevmezler, sağlamcıdırlar. Risk almayı hafif meşreplilik olarak görürler. Küçük düşünürler. Ticareti sahtekârlıkla eş tutarlar. Devletçidirler. 


Esnek Olamazlar 

Onlar için ya siyah ya beyaz vardır, griyi kabul etmezler. Her şeyi köşeli düşünürler, inatçılıkları meşhurdur, inatçılıktan zevk alan bu kişilerle yaşayanlar, köprünün üzerindeki iki keçi gibi olurlar, ikisi de kaybederler veya güçlü olan taraf kazanır. Ama gizli bir öfkeyle muhatabını zayıf bir anında yakalayıp öç almak için fırsat kollamaya başlarlar. Toplumda ve ailedeki kavgalarda, ideolojik kutuplaşmalarda inatçı kişilerin katılığı önemli rol oynamaktadır. Eğer bir lider bu kişiliğe sahipse dünyaya düzen vermek, belirsizliği silmek için çok kimsenin canını yakacaktır. Adalet ölçüsü olmayan, doğrularda sabırlı olmaya yönelmemiş inatçılık, kavga sebebidir. 
  İnatçı kişi ile yaşamak zorunda olan kişi, onun inatçılığına inatçılıkla cevap verirse zevk almasını arttırmış olur. inatlaşmadan, onları egolarını tatmin edecek başka bir inatçılık alanına yönlendirmeyi başaramazsanız sizi çıldırtabilirler. 


 Dürüsttürler 

  Sözünün eri olan, sapına kadar dürüst olan bu kişilerin sözleri, yazılı antlaşma kadar sağlamdır. Kılı kırk yarar, adaleti terazi hassasiyeti ile dağıtırlar. Yasaların satırlarına öyle takılırlar ki, ruhunu unuturlar. Bunun için o kalıbın dışında düşünemezler, içtihat yapamazlar. Çok çalışırlar ama özü bulamazlar. Yorum zorluklan yaşamaları nedeniyle dürüstlükleri boşa gidebilir. Üye oldukları kooperatifin üç kuruşunun yenmemesi için inşaatı altı ay askıya alabilirler. 


 Kararsızdırlar 

  Ayrıntıcı, mükemmeliyetçi yapıları nedeniyle "Sıfır hata" peşindedirler. Sıfır hatayı bulamadıkları için karan ertelerler. Basit bir iş saatlerce sürdüğü gibi, bir alışveriş işkenceye dönüşebilir.

 Düşmanlık Duyguları Fazladır 

  Egoları kabarmış obsesif baskıcılar; kendileri gibi çalışmayan, zorluklara göğüs germeyen insanlara kızarlar, öfkelenirler. Yakınları ise içerlerler. Kendilerinden başka herkesi kusurlu, beceriksiz, sorumsuz, ciddiyetsiz görürler. Eli ağır, zorluklan sevmeyen insanların davranışlarının kasıtlı olduğunu düşünmeye başlarlarsa onları düşman görmeye de başlarlar. Böyle kişileri sinirlendirmekten özel zevk alırlar. Karşı tarafın tepkisi düşmanlık duygusunu arttıracak kadar onu aşağılayıcı ise kavga çıkar. Böylece kendilerini daha haklı görürler. 

 Duygusal Kabızdırlar 

  Duygularını denetlemekte çok ustadırlar. Dünyalarında tek izin verdikleri duygu, mantıksız düşünceye sinirlenmektir. Duygularını bastırmak, onlar için zevk veren bir olgudur. Bu durumdan son derece keyif alırlar. Âşık olan kişileri anlayamazlar. 

 Suçlayıcı ve Yargılayıcıdırlar 

  Evet demeyi sevmezler, her şeyin olumsuz yönünü düşünme eğilimi ve kusursuzluk meraklılığı nedeniyle olayın sorumluluğunu üzerlerine almaktan kaçarlar. Sorumluluk aldıklarında bunu taşıyamayacaklarını düşünüyorlarsa, hep savunma halinde olurlar. Çıkış yolunu, topu başkalarına atmakta bulurlar. Eleştiricilikleri başkalarını çıldırtır. 

 Olumsuz Senaryolar Yazarlar 

  Kusursuzluk meraklılığı ve sıfır hata beklentileri nedeniyle sürekli eksik, noksan ve kusurları görürler. Olayların kendilerini rahatlatan yanlarını görmeyi suç ve tembellik gibi algılarlar. Maalesef erken yaşta kalp krizi, mide kanaması geçirenler bu kişilerden çıkıyor.
  

Savaş Stratejisi 

  Obsesif baskıcıların ellerinde oyuncak olmamak ve onların açtıkları savaşta yenik düşmemek için neler yapmalıyız? 
1- Birinci şart olarak onları tanıyın. 
2- Sıkıntılarını size bulaştırmasına izin vermeyin. Size ne yapacağınızı, ne zaman yapacağınızı söylerler. Bunları yaptığınız zaman da canını yakacak başka birine yönelirler. Aksi takdirde sürekli üzerinize gelmeleri riski vardır. Kontrol etmek isterler. Açık ve dürüst olmak ikinci şarttır. 
3- Kutsal kitaplardaki bağışlama, merhametli olma tavsiyektini unuturlar. Bunları sık sık bu kişilere hatırlatmalısınız. 
4- Eleştiriye eleştiri ile karşılık vermeyin; bu durumda iki taraf da kaybeder. Önce övgüyle yaklaşın. Fakat övgünüz yalan ve abartılı olmamalı. Obsesifler zaten olumlu özellikleri fazla olan kişilerdir. Çok çalıştıklarını, çok iş yaptıklarını fark etmeniz onları rahatlatır. Kendilerine güvenleri artar. Bu özelliklerine dikkat ettiğinizi hep vurgulayın. 
5- Sizin iyiliğiniz için size acı çektirmelerine izin vermeyin. Onlar gibi yapmazsanız ve düşünmezseniz felaket olacağı duygusunu taşırlar. Acı çektiğinizi ve incindiğinizi açıkça ifade edin. Sevgisiz değillerse üzüleceklerdir. Eğer inatlaşarak kasten acı ve ızdırap verdiğini ona söylerseniz ve ikna etmeye çalışı sanız çok öfkelenebilir', sizi çiğ çiğ yiyebilirler. Çünkü niyetleri öyle değildir, iyi niyetle farkında olmadan acı verirler. Anlaşılamadıkları için kö-pürürler. 
6- Hukuk edebiyatı yapın. Dürüstlüğe önem verdikleri için, sizin de önem verdiğinizi bilmeleri onları rahatlatır. Bu konulara bolca girin. 
7- Ölümcül hata riskini hatırlatın, iyi niyetlidirler, iyi işler yapmaya çalışırlar, fakat kullandıkları yöntem yanlıştır. Yanlış adımlarla doğru hedefe gidilemeyeceğini, cehennemin bazı duvarlarının iyi niyet taşlarından örüldüğünü onlara kibarca anlatın. Sonuca ikna olurlarsa riske girebilirler. 
8- Kendilerini keşfetmenin önemini vurgulayın. insanlar dünyayı değil kendilerini değiştirirlerse gerçek mutluluğu bulacaklarına dair kutsal metinleri beraberce okuyun. 
9- Tartışmak yerine soru sorun. Onun stratejisi ile ona karşılık verirseniz kavga çıkar. Onun size soru sormasına fırsat vermeden siz ona sorular sorup onu anlamaya çalıştığınızı belli edin. "Ne yapmamı istiyorsun, neden anlatıyorsun?" gibi sorularla kendisini kendisi ile yüzleştirmeye çalışın. 
10- Tek silahları bağırma ve abartılı eleştirilerdir. Bu silahlarını ciddiye alırsanız, yandınız demektir. Kim olduğunuzu biliyorsanız sizi incitemez. "Ben kim olduğumu biliyorum" diyebilmelisiniz. Gülerken bile ısırabilirler. Kendilerini ahlâklı ve cüretkâr olarak algılarlar. Siz onları övün, ama onlardan övgü beklemeyin. Onların onayına ihtiyacınız varsa işiniz zordur. Onların onayı olmadan mutlu olmanın yolunu aramalısınız. 
11- Sizi yönetmelerine iyin vermeyin. Size yardımcı olsunlar, yol göstersinler, ama kontrol etmesinler. Kontrol duygularını başka şeyi yönetmeye çevirmelerine fırsat verin. Ev işlerine, eşyaya, resme yönelebilirler. Teslim olup sınırları onların çizmesine izin verirseniz, kişiliğiniz paspas olur. 

Siz Baskıcı Obsesif İseniz?.. 

1- Başkalarına karsı yargılayıcı ve suçlayıcı düşündüğünüzde hemen muhatabınızın iyi iki özelliğini düşünün. Siz iyi yön göremiyorsanız birisinin anlatmasına izin verin. Yargılayan yargılanır, unutmayın. 
2- İçinizdeki sansürle dalga geçin. Rahatlamaya ayırdığınız zamanın başarınızı kolaylaştıracağını bilin. 
3- Hedef piramidinizi iyi belirleyin. En önemli konuları en üste, ikinci ve üçüncü dereceyi aşağıya doğru koyun. Hedef piramidin tepesinde: Mezar taşınızda neyin yazılmasını istediğiniz olmalıdır. Her işe başlarken, birinci önceliğiniz bu olsun! 
4- Kendinize hata yapma hakkı tanıyın. Büyük mağazalarda bile % 10 hırsızlık payı vardır.'
5- Herkesin içinde eleştiri ve yanlışı hiç olmazsa günde bir defa kabul edin. Yoksa egonuz yanlışı avukat gibi savunacaktır. 
6- Sonucu düşünün. Alıştırmaları mükemmel yapan ama hiçbir şey öğrenemeyen öğrenci gibi olmamak için kendinize olaylara kuş bakışı bakma talimatını verin.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...