31 Ağustos 2015 Pazartesi

Enneagram Tip 3:Başarı Odaklı

Genel Özellikleri

  • Tip 3'ler başarılı olmak isterler ve bunun için çok çalışırlar. 
  • Kolay motive olurlar ve çevresindeki insanları da motive etme gibi bir yetenekleri vardır.
  • Hırslı kişilerdir, başarmak için gereken zorluklara katlanırlar ve başarılarının fark edilmesini isterler.
  • İmajlarına çok önem verirler, bir ortamda nasıl görünülmesi gerekiyorsa Tip 3'ler öyle görünürler.
  • Sürekli bir hedefleri vardır ve meşguldürler. İşkolik ve rekabetçidirler. Rekabet etmekten çekinmezler.
  • Yaptığı işte en iyi olmak isteler. Kimsenin gerisinde kalmak istemezler.
  • Çalışırken yaptıkları şeye çok iyi odaklanırlar, saatlerce dinlenmeden çalışabilirler.
  • Pratik ve aceleci kişilerdir.
  • Kendilerini övmekten ve takdir edilmekten hoşlanırlar.
  • Başkaları tarafından nasıl göründüğüne önem verir, olduklarından daha iyi görünmeye çalışırlar.
  • Duygularına pek önem vermez ve çok belli etmezler.

Güçlü Yanları

  • Başarılı ve üretken
  • Pratik ve iş bitirici
  • Enerjik ve azimli
  • İstediğini elde eden
  • Kendine güvenen
  • Başkalarını motive edebilen

Zayıf Yanları

  • Bencillik ve aşırı hırs
  • Kinci ve hilekar
  • Yüzeysel ve duyguları geri plana atan
  • Aşırı işkolik olup çevresini göz ardı etme

30 Ağustos 2015 Pazar

Enneagram Tip 2:Yardımsever

Genel Özellikleri

  • Tip 2'ler insanların ihtiyaçlarını aramaya odaklanmış ve fark ettiklerinde yardım etmeye bu ihtiyacı karşılamaya çalışan kişilerdir.
  • Sevmek ve sevilmek isterler, sevdiği insanları memnun etmek isterler ve sevdikleri kişilerinde kendilerini memnun etmelerini beklerler.
  • İnsan ilişkileri çok iyidir, yeni ilişkiler kurmada başarılıdırlar.
  • Merhamet ve şefkat duyguları gelişmiştir.
  • Samimi ve sıcakkanlı insanlardır, çevreleri geniştir.
  • Başkalarının iyiliği için çabalarlar ve bu kendilerini ihmal etmelerine sebep olabilir.
  • İnsanlar tarafından takdir edilmek ve vazgeçilmez olmak isterler.
  • İnsanlara yardımcı olmaktan mutluluk duyarlar, destek vericidirler.
  • Fedakar ve cömert kişilerdir.
  • Duygusal insanlardır, başkalarının duygularını da hemen fark eder buna göre hareket etmeye çalışırlar.
  • İnsanlara yardım etmeye çalışırken karşı tarafı vericilikleriyle rahatsız edebilirler ya da yönlendirmeye çalışabilirler.

Güçlü Yanları

  • Yardımsever ve şefkatli
  • Sevgi dolu ve cana yakın
  • Duygusal ve romantik
  • Güler yüzlü ve sevecen
  • Fedakar ve iyi iletişim kurabilen

Zayıf Yanları

  • Aşırı sahiplenici ve kıskanç
  • Gurur ve alınganlık
  • Çabuk küsme ve kırılma
  • Ani öfke patlamaları
  • Yönlendirici ve bazen zorlayıcı olmaları

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Enneagram Tip 1:Mükemmeliyetçi

 
Genel Özellikleri

  • Tip 1'ler idealist kişilerdir, idealleri uğruna yaşarlar.
  • Kuralcıdırlar. Her şeyin kurallara göre yapılmasını isterler.
  • Yüksek standartları vardır ve yanlışa tahammülleri yoktur.  Bu da Tip 1'lerin eleştirel olmasına sebep olur.
  • Her şeyin doğru yapılmasını isterler ve bunun için çaba sarf ederler.
  • "Doğru-yanlış" kavramları çok nettir. Dürüst, ahlaklı, doğru olmak onlar için çok önemlidir.
  • Yanlış yapmaktan çok korkarlar ve başkalarının hatalarına karşı da müsamahasız olabilirler.
  • Her şeye eleştirel yaklaşıp doğru yapılmasını beklerler. Standartları çok yüksektir ve çevrenin de buna uymasını isterler.
  • İşlerini ciddiye alırlar, titiz davranırlar, mükemmeli yakalamaya çalışırlar. Yaptıkları şeyi en iyi şekilde yaparlar.
  • Düzenli ve ayrıntıcıdırlar. Zaman zaman ayrıntılarda boğulabilirler.
  • Tedbirli davranırlar.
  • Pratik ve iş bitiricidirler.

Güçlü Yanları

  • Mükemmeliyetçi ve titiz                    
  • Ahlaklı ve kuralcı
  • Disiplinli ve düzenli
  • Ciddi ve dürüst
  • İdealist ve çalışkan
  • Mantıklı ve düşünerek kavrayan
  • Adil ve prensip sahibi

Zayıf Yanları

  • Eleştirel ve sabit fikirli 
  • Takıntılı ve kılı kırk yaran
  • Hataya ve farklı fikirlere tahammülsüz
  • Kesin yargıları
  • Sevgisini belli etmeyen ve baskıcı

28 Ağustos 2015 Cuma

Enneagram Nedir?

Enneagram Kendini Tanıma Sanatıdır

Enneagram, kökeni Orta Asya'ya kadar uzanan dokuz kişilik tipini, motivasyonlarını ve bu dokuz kişilik tipinin aralarındaki ilişkilerini açıklayan, kişilik modelidir. İnsanın kendisini ve çevresini tanımasına yardımcı olan çok eski bir öğretidir.
 
  Rus bir felsefeci olan Gurdjieff sayesinde batı Enneagram ile tanıştı. Şilili bir psikiyatr olan Naranjo ise Enneagram ile psikolojiyi kaynaştırmaya çalışmıştır. Bolivyalı psikolog Ichazo da Enneagram'ı bilinçaltı translarında kullanmaya çalışarak psikoloji ve Enneagram'ı bir araya getirmek için çabalamıştır.

  Enneagram insanın mizacını temel alır. Her insan bir mizaçla doğar ve bunu hayatı boyunca taşır. Mizacın doğuştan gelen özellikler ve çevresel faktörlerle şekillenmesiyle kişilik oluşur. Biraz daha ayrıntılı bakacak olursak;

  Mizaç; doğuştan gelen, kendine has motivasyonları, algı biçimi, değerlendirme tarzı, yönelim önceliği olan ve değiştirilemeyen yapıdır.
  Kişilik; toplumsal faktörler, kişisel deneyimler gibi faktörlerin mizaçla etkileşerek oluşturduğu en kapsamlı yapıdır.
  Kişiliği oluşturan faktörleri üçe ayıracak olursak;
  Doğuştan gelen faktörler; mizaç
  Çevresel faktörler; kişinin deneyimleri. okul, aile, dış çevresi vb.
  Makro sistem faktörleri; kültürel çevre, küreselleşme vb.
  Bu üç faktörün bir araya gelmesiyle kişilik oluşur.

  Merkezler

  Her insanda duyusal, fiziksel ve zihinsel olmak üzere üç merkez vardır. Her insan da bir merkez baskın, bir merkez yardımcı ve bir merkez ise çekiniktir.

   9 mizaç tipini merkezlere göre ayıracak olursak;

  Duygusal merkezli insanlar duygusal zekaları yüksek, empatik, duygusal tatmini arayan insanlardır. İsteme, sevme, elde etme ve ilgilenme eğilimli olan bu insanların beyin merkezi, orta beyinde ki limbik sistemdir. Hissetme, onay, güç, ilham bu kişiler için çok önemlidir.
  Duygusal merkezliler;
  2)Yardımsever:Cömert, çabuk duygulanır, sevmek ve sevilmek isteyen, insanları memnun etmeye çalışan,
  3)Başarı Odaklı:Azimli, hırslı, kendine güvenir, kolay konsantre olan, yarışmacı,
  4)Özgün:Hayalperest,hassas, anlam arayışında, özgün olmaya çalışan.

 Zihinsel merkezli insanlar da zihinsel faaliyetler ön plandadır.  Düşünce odaklı, mantıklı, tutarlı, iyi sentez yapabilen ve objektif olan bu insanlar daha çok ön beyinlerini kullanırlar. Merak etme ve bilme arzuları onlar için çok önemlidir.
  Zihinsel Merkezliler;
  5)Araştırmacı:Toplumdan uzak, bilgiyi ve kavramayı önemseyen, kavramsallaştırma eğilimli,
  6)Sorgulayıcı:Temkinli, tedbirli, güven arayışında, kaygılı olmaya eğilimli, 
  7)Maceracı:Dışa dönük, hareketli, hayattan keyif almaya çalışan.
 
  Fiziksel merkezli insanlar için fiziksel faaliyetler zihinsel faaliyetlerden daha önemli ve ön plandadır. Arka beyinleri baskın olan bu insanlar koruma, kollama, eksiklikleri tamamlama eğilimindedirler.  Bedensel haz ve doyuma öenm verirler ve düşünmektense uygulamakta daha başarılıdırlar.
  Fiziksel Merkezliler;
  8)Meydan Okuyan:Güçlü, mücadele eğilimli, lider, kendinden emin, iş bitirici
  9)Barışçı:Uyumlu, uzlaşmacı, empatik, sakin, çatışmaktan kaçınan,
  1)Mükemmeliyetçi:İdealist, disiplinli, detaycı, eleştirel, sorumluluklara önem veren.


  Kanat Mizaç




  Resimde de görüldüğü gibi Enneagram dairesel bir yapıdır. Her mizaç kendinden bir önceki ve bir sonraki mizaçtan özellikler alır. Eğer 9 mizaçlı iseniz kanat mizacın 1 ya da 8 dir. Kanat mizaçlar herkesi aynı şekilde etkilemez kimi kişilerin kanat mizacı baskınken kimi kişilerinki ise daha çekiniktir.


  Aşağıdaki linklere tıklayarak istediğiniz mizacın genel özelliklerine ulaşabilirsiniz;

  Enneagram Tip 1: Mükemmeliyetçi
  Enneagram Tip 2: Yardımsever
  Enneagram Tip 3: Başarı Odaklı
  Enneagram Tip 4: Özgün
  Enneagram Tip 5: Araştırmacı
  

  

25 Ağustos 2015 Salı

Değişim Kaçınılmazdır

 Kel kartallar tüm kuşlar arasında en uzun ömre sahip kartal türüdür. Bir insan kadar uzun yaşayabilirler. Çok hızlı ve güçlüdürler. Yalnız kırklı yaşlara geldiğinde gagaları iyice uzar ve kıvrılır, pençeleri avlanmasına engel olacak hale gelir. Tüyleri kalınlaşır, uzar ve uçmalarına engel olmaya başlar.  İşte bu noktadan sonrası kel karalların mücadelesine ve azmine kalan bir durumdur. Ya vazgeçecek ve ölecek ya da mücadele devam edip bir nevi yeniden doğacaklardır.
  
  Yeniden doğmayı seçen kartallar dağın tepesine, bir anlamda inzivaya çekilirler. Bu noktadan sonra kartallar için elli günlük zorlu süreç başlar. Gereğinden fazla uzayan gagalarını kayaya vura vura düşürürler. Yeni gagaları çıktıktan sonra uzayan pençelerini gagalarıyla söker atarlar. Ardından kalınlaşan ve fazlalaşan tüylerini yolarak yeniden uçabilecek hale gelirler. Bu zorlu süreçten geçen kartalların ömürleri 30-35 yıl daha uzar ve bir insan kadar uzun yaşayabilirler.

  Kel kartalların yaşamı değişimin ve azmin en net örneklerinden biridir. Hayat hepimizin önüne türlü türlü seçenekler çıkarır, yaptığımız seçimler karakterimizi yansıtır. Seçim yapmamak diye bir seçenek yoktur, seçmemekte bir seçimdir aslında. Eğer kartal mücadeleyi seçmeseydi, ölümü seçmiş olacaktı.

  Reşat Nuri Güntekin  "Zaman içinde yer alan her şey değişir; var olmak demek değişmek demektir. Değişimi bilinçli olarak yapmak için, gayret ve cesaret ister." diyerek değişimin kaçınılmazlığına değinir. Güntekini'in de dediği gibi değişim, bilinçli değişim, gayret ve cesaret ister. Herkes, her şey değişir ancak değişimi kaliteli ve anlamlı kılan bilinçli gerçekleşmesidir.

  Gelişmek değişmekle olur, insan hiç değişmiyorsa hiç ilerlemiyor demektir. Değişmekten kaçamazsınız ama ne için değiştiğiniz, neleri kaybedip neleri kazanacağınız sizin seçiminizdir. Ünlü bir devrimci olan Che Guevara;
 
"Hayatta öyle seçimler yap ki; kazandığın şeyler, kaybettiklerine değsin." der.

  Değişimlerinizin bilinçli olması ve sizi geliştirmesi dileğiyle.


"Her şeyin değiştiği zaman daha iyi olduğunu söyleyemem; söyleyebileceğim şey ise,daha iyi olması istenen bir şeyin değişmesi gerektiğidir. "

G. Litchtenberg

"Nokta her zaman bir son demek değildir, bazen kendinden sonraki harfin büyük olacağını gösterir."

Adam Fawer


"Başlamak için ne kadar kararlı olmak gerekiyorsa, bitirmek için de bir o kadar güçlü olmak gerekiyor."



Burak Aksak

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Kadınlar Neden Çok Konuşur?

  
   Konuşma merkezi beynin sol tarafındadır. Kadınlarda beynin sol ön bölgesindeki özel alan kadınların konuşma yeteneğine katkı sağlar. Ayrıca kadınların sağ beyninde konuşma için sol beynindeki nazaran daha küçük olan bir bölge daha vardır ki bu da kadınların daha rahat ve kolay konuşmasını sağlar.

  Kadınların işitme ve dil merkezlerinde erkeklerin beynindekine kıyasla %11 daha fazla nöron bulunmaktadır. Kadınların duygu ve hafıza merkezi, konuşulan dili işleme merkezi de erkeklere göre daha geniştir. Bu sebeplerden dolayı kadınların dilsel becerileri daha gelişmiştir ve yeni bir dil öğrenmeye, yeni kelimeler oluşturmaya daha yatkın bir yapıları vardır. Sözel alanlarda erkeklerden daha başarılı olurlar.

  Kadınlar konuşurken beynin tümü değil belirli merkezleri aktif hale geldiği için konuşurken iş yapabilir, başka şeylerle de uğraşabilirler.

   Kadınların ilgi ve paylaşma ihtiyaçları onları daha çok konuşmaya iter.
   Kadınlar üzüntülü olduğunda rahatlamak için konuşmayı tercih ederler, erkekler ise susmayı.

   Kadınlar bilgi paylaşmak için konuşurken erkekler ise bilgiyi aktarmak için konuşurlar. 

   Kadınlar duygu paylaşımına, anlaşılmaya, kendisine zaman ayrılmasına ihtiyaç duyarlar. Eşi bu beklentilerini karşılamadığında kadın kendisi yalnız hisseder ve ilgi görmek ister, bu yalnızlık hissinden kurtulmak içinde daha çok konuşmaya başlar. Aslında kadının daha çok konuşmaya başlaması erkeğin duygusal ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır.
  
   

16 Ağustos 2015 Pazar

İnsan Beyninin Kapasitesi

  Hakkında bir çok bilinmeyeni barındıran beynin nasıl çalıştığı hala tam olarak anlaşılmamıştır. Genel kanaate göre beyindeki işlemler  sinir hücrelerinin etkileşimiyle gerçekleşiyor.
  Hayatımız boyunca yaşadığımız bütün duygu, düşünce ve hareketlerimiz nöronlar arasındaki elektriksel ve kimyasal sinyallerle ortaya çıkmaktadır. Sinir hücreleri arasındaki bağ ne kadar sıksa bilgi aktarımı 30 40 kat artmaktadır.  Beyin ne kadar çalıştırılırsa nöronlar arasındaki bilgi iletim hızı o kadar artmaktadır.
   Beynin bilgi işlem kapasitesi ise akıllara durgunluk verecek ölçülerdedir. Öyle ki beyinde ki mesajların hızı saatte 580 km'ye ulaşabilir.

  • Her sinir hücresi saniyede 300 akımı iletiyor.
  • Beyin her saniyede sinir tellerinden  gelen 750 milyon uyarı ile ilgileniyor.
  • Beyne giren uyarı 100 milyon ise çıkan 50 milyonu buluyor.2

   Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Canan, "İnsanlığın hafızası ne kadar? 'Benim niçin hafızam doldu' diye bir düşünce var. İnsan hafızası bizim teknolojimizi aşan bir durum. Hafızanın kayıt yeri belli değil. Ancak bilgisayara benzeterek bir tahminde bulunabiliyoruz. Yaklaşık 20 milyar civarındaki korteksimizde hücre var. Bunlar arasında trilyon kere bağlantı olursa, yaklaşık 2.5 milyon gigabayt hafızamız var. Gördüğünüz gibi kocaman bir bellek. Bu hafıza 300 yıl süren HD filmi kaydetmek anlamına geliyor. İlkokuldaki bir hatıranızı hatırlayın, detaya girin. Hiçbir dijital filmde böyle bir çözünürlük yok. Aslında beynimizin hafıza kaydı sınırsız" diyerek beynin kapasitesinin aslında ölçülemeyeceğini vurguluyor.

   Belleğin kapasitesi sınırsızdır; kısa süreli belleğin kapasitesi sınırlı olsa da uzun süreli belleğin kapasitesi sınırsızdır.  Kısa süreli bellek sınırlı sayıda unsurları tutabilir, 20 yaşa kadar 5-9 arası olan sayı yaşlılarda 4-7 arası unsura kadar düşebilir. Ancak uzun süreli belleğin sınırı yoktur, yeni bilgiler edindikçe beyinde yeni bağlantılar oluşturulur.  Bir insanın hayatı boyunca belleğini doldurabilmesi mümkün değildir.  Nasıl yürüdüğünüzü, tanıdıklarınızın isimlerini, öğrendiğiniz diller, yaşadığınız olaylar, kısacası hayatınızdaki her şey uzun süreli belleğinizdedir.


   İnsan belleğindeki hiçbir bilgi aslında yok olmuyor sadece belleğin bilmediğimiz bölgelerine gidiyor ve ulaşmayı bilmediğimiz için ulaşamıyoruz. Yani bilgi kaybolmuyor sadece biz ulaşamıyoruz. 

Egzersiz Ziya Baran'ın Hafıza Gücünüzü Keşfedin adlı kitabından alınmıştır.
      
   Egzersizde de değinildiği gibi, beynimiz aslında hiçbir şeyi unutmuyor, bilgileri ayrıntılarıyla belleğe yazıyor. Anılar bir film gibi değil daha da gelişmiş, duyguları, kokuları, sesleri, boyutları, kameranın asla algılayamayacağı bir çok ayrıntıyı beynimiz saklıyor ve istediğimiz anda bize sunuyor.

1- Ziya Baran - Hafıza Gücünüzü Keşfedin
2-Ali Erkan Kavaklı - Beyin Gücünü Etkili Kullanma Sanatı

13 Ağustos 2015 Perşembe

Zaman Paradoksu

  Modern dünya hayat şartlarımızı iyileştirip, insanlığı büyük yerlere ulaştırmakla birlikte insanlıktan çok şeyde götürmüştür. Modernleştikçe, geliştikçe, bilimde ilerledikçe insan olarak geriledik, değerlerimizi kaybettik, bizi biz yapan bir çok şeye sırt çevirdik. Materyalist dünyanın güzelliklerine kapılırken duygularımızı, değerlerimizi göz ardı ederek hayatımızda büyük boşluklara yer açtık, mutsuzlaştık. 

   George Carlin'in Zaman Paradoksu çağın getirdiklerini çok güzel açıklıyor;

  Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş otoyollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var. Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.

Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.

Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.

Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık. Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik. Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik. Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz. Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.

Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır. Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız. Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.


Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların  sayısıyla ölçülür.


Dalai Lama

11 Ağustos 2015 Salı

Laiklik Din Olabilir Mi? : Prof. Dr. Nevzat Tarhan


   Laikliği din olarak algılayan kişiler onu kutsallaştırır. Kutsallaştırılan laikliğin ayinsel ritüelleri ve kırmızı alanları oluşturulur. Bu da laikliğin dinselleştirme sürecidir. Laiklik, dinin alternatifi olarak sunulduğunda bunlar ortaya çıkar. Bu tür laiklik, yaşam tarzı ve din karşısında özgürlükçü laiklik olmaktan çıkar, din haline getirilmiş laiklik olur. Halbuki laiklik, dinin alternatifi değil, bütün dinlerin birlikte yaşayacağı ortak bir mutabık sözleşme oluşturmak demektir. Gerçek laikliğin ortaya çıkışındaki amaç şudur: Her dinin kendi içerisinde, birbirine baskı yapmadan, özgürce yaşayabileceği, güçlü olanın devam edip, güçsüz olanın tarih içinde yok olacağı bir ortam sağlamaktır.

   Somuttan Soyut İnanca Geçiş

   Yakın tarihe baktığımızda insanların kutsallaştırılmasına örnekler görebiliriz. Malcolm X'in şeyhi Elijah Muhammed kendini kutsallaştırmış, İslam dinini zenci dini haline getirmeye çalışmıştı. Beyazları şeytan olarak görüyor ve gösteriyordu. Kendisine harem ve saltanat kurmuştu. Daha sonra Malcolm X hacca gidince gerçek dinin ırkçılıkla ve beyaz düşmanlığı ile ilgisinin olmadığını gördü. Ondan sonra Elijah Muhammed'e ters düştü ve yollarını ayırdı.
  
   Bir insanı kutsallaştırıp, heykellerini dikerek, ona karşı korkuya dayalı itaat oluşturmak tarihin bütün dönemlerinde olmuştur. Hristiyanlığın  yayıldığı dönemde, Bizans imparatoru Konstantin, Pagan kültürünü model olarak alır onun yerine Hz. İsa'yı koyar. Hz. İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğunu iddia ederek Teslis (Trinity) inancını ortaya çıkarır. Böylece insanlığı tevhitten uzaklaştırır. Somut unsurlara inanma ilkel insanın özelliğidir. İnsanın görmediği şeye inanması zordur, gördüğü şeye inanma dürtüsü daha kuvvetlidir. Somutlaştırma, çocuk beyninin görevidir. Soyut düşünce 7-8 yaşından sonra başlar. İnsan olgunlaştıkça soyut olgulara inanır. İnsanlığında somut düşünceden soyut düşünceye geçmesi gerekir.  Somut düşünce çocuksuluk eğilimidir ve insanlığın çocuksuluk dönemini temsil eder. Bu sebepten dolayı Hz. İbrahim'e kadar olan dönemde somut objelere, puta, totemlere tapmalar görülmüştür. İnsanlık belli bir olgunluğa gelince, Hz. İbrahim'le birlikte tek tanrılı dinler ortaya çıkar ve soyuta inanma başlar. O dönem açısından İbrahim peygamberin hayat hikayesi oldukça ilginçtir.

   Nemrut'un kahinlerinden birinin yaptığı açıklamaya göre, bir erkek çocuk dünyaya gelecek ve ateşe tapan Nemrut'un dinini yok edecektir. Nemrut'un yanında çalışan Hz. İbrahim'in babası da bu haberi duyunca, annesi, İbrahim'i bir mağarada büyütür. Belli bir yaşa kadar o mağarada Nemrut'tan ve onun kültüründen uzak bir şekilde büyür. Bu yüzden toplum içine karıştıktan sonra mevcut düzeni çok rahat sorgular. Allah artık insanlığın o seviyeye geldiğini düşünerek Hz İbrahim'i özel yetiştirir ve o topluma gönderir ve varoluşunu sorgulatmaya başlar. İbrahim peygamber önce kendisini kimin yaratmış olabileceğini düşünür. Nemrut'un yapamayacağını anlar; güneşi doğduramayan birinin ona ne gibi katkısı olabileceğini düşünür. Güneşe bakar, onunda battığını görür, onunda acziyetine şahit olur. Bu şekilde kainattaki bir çok eşyanın sorgulamasını yapar. Sonunda kendisini ancak bütün bunların sahibinin yaratabileceğini düşünür. Böylece tek tanrı inancına yaklaşır. O manevi seviyeye gelince, Allah vahiy göndermeye başlar. Böylece Hz İbrahim'le birlikte tekrar soyut  inanç insanlığa öğretilir. Fakat insanlar bir müddet sonra yine sapıtırlar. Hz Yakup, Hz Yusuf gibi peygamberlerle tekrar soyut inanç hatırlatılır.  Fakat bir dönem yine insanoğlunda somuta tapmaya eğilim başlar, yine yoldan çıkılır. En son olarak Hz Muhammed gönderilir ve tevhit, dinin tam bir tanımlamasını yapar. Artık insanlık bu tanımı değiştiremiyor ve o derece sapamıyor. Hz Peygamberden sonra ana tema ve inanç bozulmuyor ama tatbikatta sapmalar oluyor. Emeviler, Abbasiler uygulamada saptılar ve sahabelere zulümler yaptılar. Bu konuda öze yakın ve en saygılı uygulamayı gerçekleştirmiştir.

   Bu yüzyılda artık insanlık soyutu somut gibi algılama seviyesine ulaşmıştır. Sanal teknolojinin, iletişimin, internetin ortaya çıkması anlamın, mananın somut bir bilgi gibi kıymetli olduğunu göstermiştir. Mesela bankada 1 milyon dolar hesabı olan biri Elektronik Fon Transferi (EFT) ile başka birinin hesabına 500 bin dolar gönderebilir. Yapılan bu işlem soyut fakat sonucu somuttur. Bilgi çağında insan soyutun somuttan daha kıymetli olduğunu anladı ve gerçek yaratıcı kavramını anlayacak seviyeye geldi. İnsanoğlu marifetullahı, esma-i hüsnayı anlayacağı seviyeye bu çağda ulaştı. Vatikan'da Cevşen'in kıymetli olmasının sebebi, doğru bir  Allah tarifinin yapılıyor olmasıdır. Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olamayacağını anlayan zihniyet, Kur'an'daki "doğru Allah tarifini" görünce tatmin oluyor ve kabul ediyor. Cevşen'de ve Kur'an'da tarif edilen birisi ancak kainatı yaratır ve ona hükmedebilir düşüncesini kabul ediyorlar. Gerçek din arayışında olan Hristiyanlar, Allah tanımlamasının doğru yapıldığı kitaba bakarak Allah'ı buluyorlar.

   Bilimsel metodolojide uygulanan bir yöntem vardır. Bir konuda tez geliştirilirken o konuyla ilgili kavramlar tanımlanır. Dinde bilimsel bir kavram olarak ele alınacak olursa, Allah'ın ve peygamberin tanımlanması gerekir. Kim olabileceği, nasıl özeliklere sahip olacağı konusunda tarifler yapılır. "Nasıl bir Allah olursa kainata hakim olur, insana şah damarından yakın olur?" Bu sorulara cevap ancak tevhid inancında ve soyu anlam boyunu fark etmekte karşılık bulur. Bir kitabı değerli kılan sebepler nelerdir? Mürekkebi veya kağıdın kalitesi midir? Kitabı kitap yapan içindeki manadır. Kainatta bir kitaptır. Kainatı kainat yapanda oradaki oksijen, azot, hidrojen, kuşlar, böcekler, çiçekler değil, bunların dizilişindeki, varoluşundaki anlamdır. O anlam Allah'ın varlığını gösterir. Kitabı yazanın amacı oradan anlaşılır. Kainata anlam boyutuyla bakıldığında Allah bulunur.

   Batı sekülerleşme ile birlikte soyut hedefi ortadan kaldırdı. Onun yerine araba, ev gibi somut hedefler koydu. Daha önceleri kilisenin koyduğu soyut hedefler vardı fakat sapkın bir inançtı. Ruhanileri yeryüzünde Tanrı'nın temsilcisi olarak gören bir kilise anlayışı ve otoritesi vardı. Bu otoriteye tepki sonucunda laik demokratik hareketler ortaya çıktı. Bu da soyutu tamamen reddedip somutlaşma şeklinde yani materyalizm şeklinde kendini gösterdi. Fakat materyalizmde din ihtiyacına, soyut ihtiyaca cevap veremedi. Bunun sonucunda kör dogmalar ve batıl inançlar yayılmaya başladı. Artık bu sapkınlıkların yerine sağlam inanç tanımlamaları geçmelidir.  "Doğru Allah inancı" sorusuna cevap verilmesi gerekir.

  Din ayağı ve dil ayağı toplumda doğru tanımlanmazsa o toplum şizofren olur. Din konusu abartılı olursa dini hezeyanlar meydana gelir. Tamamen dini yok sayarsanız bu kez de kendi kutsalını oluşturan, putlara tapan toplumsal şizofrenleşme ortaya çıkar. 

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Bilinçaltınızı Nasıl Kullanabilirsiniz?

  Hiç durmadan çalışan, hayatımızı yöneten bilinçaltımızı doğru bir şekilde kullanarak istediklerimizi elde etmek ve daha güzel bir hayat yaşamak mümkün. Büyük bir iddia değil mi, nasıl olacağını merak ediyorsanız, arkanıza yaslanın ve okumaya başlayın.

  Bilinçaltı hiç durmadan çalışan kamera gibidir, hayatınızdaki her olayı, zihninizdeki her düşünceyi hiç durmadan kaydeder ve bu kayıtlara göre hayatınızı düzenler. Her düşünceniz, her davranışınız bilinçaltınız için bir komuttur ve bilinçaltınız aldığı komutları uygulamakta hiç gecikmez. Bir işe, o işi yapacağınızı ve başarılı olacağınızı düşünerek başlarsanız başarılı olursunuz fakat inanmadan başlarsanız aldığınız sonuç başarısızlık olacaktır.


  Her şeyin bir çalışma ilkesi vardır. Örneğin su, kendi yoğunluğundan az yoğunluğa sahip olan cisimleri kaldırır, buna suyun kaldırma kuvveti denir. Siz bir taşı ya da tahtayı suya bıraktığınızda suyun çalışma ilkesini değiştirmez o ilkeye göre sonuç alırsınız, taş suya batarken tahta suyun kaldırma kuvvetiyle su yüzeyinde kalır. Aynı şekilde bilinçaltının da bir çalışma ilkesi vardır eğer onu kullanmak istiyorsanız bu ilkeye uyarsınız. Bilinçaltı inanç yasasına göre işler.  İnanmak bir düşüncenin doğru olduğunu sanmaktır, bilinçaltınız doğru kabul ettiğiniz şeyleri uygular, o doğru-yanlış muhakemesi yapmaz, siz inanırsınız o uygular.

   Eğer bir şeyin olacağına inanıyorsanız olur. Bu sağlık olsun, başarı olsun, zenginlik olsun, mutluluk olsun, önemli olan inançtır. Mutluluğunuz inancımıza paraleldir eğer mutlu olacağınıza inanıyorsanız olursunuz ancak mutlu olabileceğinize dair bir inanç bilinçaltınızda yoksa başınıza ne kadar güzel şey gelirse gelsin mutlu olamazsınız. Önemli olan zihnimizdeki inançtır. Basit bir örnek vermek gerekirse, yatmadan önce 'sabah yedide kalkacağım' diyerek bilinçaltınıza komut verirseniz sabah yedide kalkarsınız, bilinçaltınız isteğinize paralel inancınızı işleme koyar ve gerçekleşmesini sağlar. Eğer sabah yedide kalkmak isteyip kalkacağınıza inanmazsanız kalkamazsınız. İstekleriniz inançlarınızla paralel olmalıdır, çakışmamalıdır.
  
  Eski çağlarda ya da bugün büyücülere, falcılara giderek şifa bulan kişilerin sırrı bilinçaltlarında yatıyor. İyileşieceğine inanarak giden insanlar yöntemler ne kadar saçma ve işe yaramaz olursa olsun inançlarıyla iyileşiyorlar. Buradaki kilit öge inanç. Bilinçaltınız inançlarınıza göre çalışır eğer siz doktora giderken iyileşeceğinize inanmıyorsanız iyileşmezsiniz, beyniniz tedaviyi reddeder. 

  Bilinçaltınız, düşünce sisteminiz su kanalları gibidir, düşünceleriniz ise su. Eğer olumlu düşünce kanalları inşa ederseniz zihninizdeki her düşünce olumlu kanallardan geçerek olumlu sonuçlara, olumsuz kanallar inşa ederseniz de olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Zihninizdeki su kanalları olumlu ise bardağın dolu tarafını görenlerden olursunuz.

  Bilinçaltını Nasıl Kullanırız?

  Bilinçaltı değişmeyi sevmez, değişim zordur fakat imkansız değildir. Bilinçaltınızı değiştirmek istiyorsanız kararlı olmalısınız ancak baskıcı olmamalısınız. İrade gücünüzü kullanarak bilinçaltınıza kabul ettirmek istediğiniz her düşünce hayal gücünüzle çakışarak başarısızlığa uğrayacaktır.
  Bilinçaltı tekrarlara karşı duyarlıdır, bir şeyi ne kadar tekrar ederseniz onun kabul etme ihtimali o kadar artar.
 
  Bilinçaltınızın bir düşünceyi kabul etmeye en uygun olduğu an uyumadan önceki son dakikalar ve uyandığınız ilk dakikalardır. Bilinçaltınıza kabul ettirmek istediğiniz düşüncelere bu zamanlarda yoğunlaşmanız aldığınız verimi arttıracaktır. Sessiz bir ortama geçerek zihninizi rahatlatın, istediğiniz şeye yoğunlaşın, çok zaman harcamanıza gerek yok ama rahatlamaya ve yoğunlaşmaya ihtiyacınız var. Zihninizi boşaltın ve istediğiniz şeye, bilinçaltına iletmek istediğiniz düşünceye odaklanın, kendinize olumlu sözlerle telkinde bulunarak hayal edin. 

  Örneğin bir arabanız olsun istiyorsunuz, öncelikle kararlı olun ve inanın, istediğiniz araba kesinlikle sizin olacak. Her gün yatmadan önce ve uyandıktan sonra zihninizde arabanızı canlandırın ve kendinizi o arabayı sürerken, arabayla istediğiniz yerlere giderken hayal edin, kendinize arabanın sizin olacağına dair olumlu telkinlerde bulunun. Bilinçaltınız olumsuzluk eklerini anlamaz, "Başarısız olmayacağım" derseniz eğer başarısızlığı çağırırsınız, bilinçaltınız başarısızlık üzerine yoğunlaşır bunun yerine "Başarılı olacağım" diyerek buna inanırsanız bilinçaltınız başarılı olmanız için çalışır. Araba isterken onu hayal etmelisiniz çünkü bilinçaltınız resimlere kelimelerden daha çok duyarlıdır.

  İstediğiniz ne olursa olsun bunu zihninizde canlandırın, o şeyi elde ettiğinizde ne yapacağınızı, neler hissedeceğinizi…  Bilinçaltı hayalleri ve gerçekleri ayırt edemez, kurduğunuz hayallere dikkat edin, onları iyi seçmelisiniz.

   Neden Telkinler Herkeste Aynı Sonucu Vermez?

   Aynı telkinleri farklı kişilerde farklı sonuçlara sebep olur, herkes aynı telkine aynı yanıtı vermez. Çünkü herkesin bilinçaltında farklı koşullanmalar vardır, telkinler bu koşullanmalara göre işler.

   Örneğin bir pilota "Yüksek sizi sarstı sanırım, kötü görünüyorsunuz" derseniz pilot bunu ciddiye almaz çünkü onun zihninde yükseklik korkuyla ilişkilendirilmemiştir. Bu cümleyi yükseklik korkusu olan ya da sıradan birisine söylerseniz korkup sizi ciddiye alma ihtimali yüksektir. Çünkü o kişi pilot gibi yüksekliğe bağışıklık kazanmamıştır.


   Herkesin beyni farklı koşullanmalar ve inançlar doğrultusunda gelişmiştir. Telkinlerin gücü zihninizin koşullanmalarıyla alakalıdır.



    Kullandığınız sözcükler kadar beyninizdeki kalıplarda önemli, kendinizi tanıyın, kendinize inanın, istediğiniz şeyin olacağına dair inancı öyle kuvvetli tutun ki bilinçaltınızda olumsuz düşünceler oluşmasın. Bir şeyi hatırlamak istiyorsanız "Bunu unutmayacağım" diyerek bilinçaltınıza unutmakla ilgili imgeleri çağırmayın, "Bunu mutlaka hatırlayacağım" diyerek kendinizi hatırlamaya odaklayın. Siz inanın ve gerisini bilinçaltınıza bırakın, o sizin için istediğiniz şeyi gerçekleştirecektir.



5 Ağustos 2015 Çarşamba

Bilinçaltı ve Özellikleri

 Bilinçaltı, anne rahmine düştükten 120 gün sonra çalışmaya başlayıp, hayatınızdaki her şeyi kaydeden, bütün vücut fonksiyonlarınızı kontrol eden, siz ölene kadar dinlenmeden çalışmayı sürdüren zihninizdeki faaliyet alanıdır. Bilinçaltı yorulmaz, dinlenmez, her daim faaliyet gösterir. Kaslarınızın çalışmasını, kalbinizin atmasını, sindirim sistemini kısaca tüm vücut fonksiyonlarınızı kontrol eder.
 
  Bilinçaltınız sorgulamaz, şüphelenmez ya da muhakeme etmez, ona ne komut verirseniz onu uygular.  Farkında olarak ya da olmadan bilinçaltınıza sürekli komutlar verirsiniz.
 

  Zihnin iki işlevi vardır. Bu işlevler bilinç ve bilinçaltı, istemli - istemsiz zihin, nesnel - öznel zihin gibi isimlerle ifade edilir. Bilinç (nesnel zihin) bir şeyi  öğrenir, düşünür, yorumlar, kabul eder ya da etmez. Bilinçaltı (öznel zihin) ise bilinçli zihinden gelenleri sorgulamaz ve olduğu gibi alır işleme koyar. Bilinçaltında doğru - yanlış, gerçek - hayal gibi ayrımlar yoktur, bilinçli zihnin ona verdiği her veriyi doğru kabul eder. Aynı şekilde şakadan da anlamaz ve sizin şaka olarak söylediğiniz şeyleri de doğru kabul eder.

  Bilinçaltınıza ne komut verirseniz onu uygular. Bilinçaltınız tarla gibidir, ektiğiniz düşünceleri hasat edersiniz. Bilinçaltınız zihinsel ve fiziksel fonksiyonlarınızı etkiler, olumlu düşünceler ekerseniz tarlanıza düşüncelerinizde de fiziksel fonksiyonlarınızda da olumlu sonuçlar alırsınız. Kin, öfke gibi olumsuz düşünceler ekerseniz hem zihinsel hem de fiziksel  sağlığınızı olumsuz etkilersiniz.
 
  Bilinçaltı kabul ettiği düşünceyi hemen işleme koyar ve hayatınıza etki etmesini sağlar. Bilinçaltı tekrara oldukça duyarlıdır, sürekli tekrarladığınız düşünce ve davranışları alışkanlık haline getirir ve bunları değiştirmeniz oldukça zordur. Bilinçaltınızın kabul ettiği düşünceler yapıcı ve olumlu özelliklere sahiplerse hayatınıza da olumlu şekilde tesir ederek, yapıcı, huzur dolu ve uyumlu bir hayata sahip olmanızı sağlar. Eğer bilinçaltınızda kabul gören düşünceler olumsuzsa hayatınıza da aynı şekilde olumsuz tesir ederler ve bir an önce değiştirmeniz gerekir. Bilinçaltı değişimi sevmez ancak bu değişmeyeceği anlamına da gelmez.

   Bilinçaltının geçmiş, gelecek gibi zaman kavramı yoktur her şey şimdidedir. Bilinçaltınız hiçbir şeyi unutmaz ve bilinçaltınızdaki verilerin bir çoğu birbirleriyle bağlantılıdır, birini çağırdığınızda ona bağlı olan dosyalarda açılacaktır. Dil sürçmeleri de bilinçaltınızda ki verilere bağlıdır. Örneğin yakını ölen bir tanıdığınıza "Başınız sağ olsun" demek yerine "Darısı sizin başınıza" demek, karşınızdaki kişiye karşı bilinçaltınızda bastırdığınız olumsuz duygulardan kaynaklanır.

  

2 Ağustos 2015 Pazar

Çocuklarda Dokuz Tip Mizaç Modeline Göre Kişilik ve Karakter Gelişimi - Enver Demirel Yılmaz

Arka Kapak Yazısı

Çocukların sağlıklı gelişimi için ebeveynlerin; hem kendilerinin sağlıklı bir kişilik görünümüne sahip olması hem de çocuklarının mizaç yapısını ve o yapının eğilimlerini, motivasyonlarını ve özelliklerini bilmesi gereklidir.
Çocuğun ebeveynleri ile uyumlu, onlara benzeyen bir mizaç yapısı olabileceği gibi ebeveynleri ile tamamen zıt bir mizacı da olabilir. Bu gibi durumlarda ebeveynin, çocuğun mizaç yapısını tanıyıp anlayarak buna uygun bir tavır - tutum içerisinde olması aile içi çatışmaları azaltacaktır.

Yanlış genellemeler, herkese yönelik "hap" reçetelerden uzak bir bakış açısına sahip bu mütevazı giriş kitabının, bundan sonraki mizaç temelli yaklaşım ve modellere bir temel olacağını ümit ediyoruz.


  9 Tip Mizaç Modeli'ni temel alarak çocukların mizaçlarını incelen, potansiyel risklerini ve davranış biçimlerini, temel motivasyonlarını anlatarak ebeveynlerin çocuklarını tanımasını sağlayan kitapta kişilik, karakter ve mizacın net ayrımı yapılarak insanı daha iyi anlaması amaçlanıyor. Her insan farklıdır ama hepimizin buluştuğu ortak noktalar var, mizaçlar da bunu göz önüne seriyor. Kitapta her mizacın temel motivasyonları, kişilik görünümleri anlatılıyor, çocuklarda oluşabilecek olumsuz davranışlar ve sebepleri irdelenerek önerilerde bulunuluyor.

  Çocuk gelişimi için yazılan bu kitap aslında kendinizi ve etrafınızdaki insanları tanımanız için de çok güzel bir rehber, çünkü her insan bir mizaçla doğar ve ölene kadar bunu taşır, kişilik görünümü değişebilir ancak bu mizacının çevresinde olan bir değişimdir, kişi mizacını değiştiremez. Kitapta aynı mizaçtan olan insanların nasıl birbirinden çok farklı görüneceği, dış faktörlerin kişilik görünümündeki etkisi çok güzel anlatılıyor.

  Kitapta her mizacın genel özellikleri, potansiyel riskleri, kanat etkisi anlatıldıktan sonra Enver Demirel önerilerle çocuğunuza mizacına nasıl davranmanız gerektiğini açıklıyor.

  Enver Demirel çocuk gelişim kitaplarının bir çoğunda olan tüm çocuklar aynı karaktere sahipmiş gibi verilen öneriler ve bilgileri eleştirerek, buradaki yanlışlığın sebeplerini açıklıyor. Bu kitabı okuduktan sonra diğer çocuk gelişim kitaplarını okursanız kendi çocuğunuza nasıl davranmanız gerektiğini daha iyi anlar ve daha iyi sonuçlar alırsınız.

  Çocuklarda 9 Tip Mizaç Modeli'ne Göre Kişilik ve Karakter Gelişimi her ebeveynin okuması gereken başucu kitabı niteliğinde. Kitabın içeriğiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isterseniz buraya tıklayınız.


  Son olarak kitabın girişindeki insanın doğuştan gelen özelliklerini nasıl kullanabileceğini, nasıl değişeceğini anlatan şiiri sizlerle paylaşmak isterim.
"Toprak; çamur olur, testi olur,
bazen çoraklaşır, bazen bereket kapısı olur."


"Su; buhar olur, kar olur, yağmur olur,
bazen sel olur, bazen rahmet olur."


"Ateş; hem yakar, hem pişirir,
bazen ısıtır, bazen kül eder."


"Hava; nefes olur, kirlenince zehir olur,
bazen bir gül bahçesinden geçer gül olur,

bir bacanın üstünden geçer duman olur." 



  Okuduğunuz için teşekkürler, sormak istediğiniz soru olursa yorum bırakabilirsiniz. Kendinizi ve sevdiklerinizi daha iyi tanımanız dileğiyle.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...