Hafıza / Beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hafıza / Beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2015 Cumartesi

Beynin Temel Yapısı



İnsan beyni üç ana bölümden oluşmaktadır; arka beyin, orta beyin ve ön beyin. Arka ve orta beyin biyolojik varlığın sürdürülmesini sağlarken, ön beyin duygusal ve düşünsel hayatın düzenlenmesini sağlar. Bu üç yapı her ne kadar birbirinden farklı işlevlere sahip olsalar da  tek bir beyin olarak çalışır ve görevlerini tek bir beynin faaliyeti olarak yerine getirirler.



  Arka Beyin


  Arka beyin, medulla, beyincik ve ponstan oluşur. Arka beyinde bulunan bu üç yapının da hayatı sürdürmek gibi önemli işlevleri bulunmaktadır.

  Medulla (Bulbus ya da soğaniliği): Medulla, omurilik ile beynin birleştiği yerde bulunan hafif şişkin bölgedir. Otonom sinir sistemini kontrol eder yani kalbin atışını, solunumu, kan basıncını. Organizmanın dik durmasına yardımcı olur.  Yaklaşık 3,5-4 cm uzunluğundaki bu yapıda omurilikten çıkan ve beyinden inen sinirler bulunmaktadır. Bu sinirler çaprazlama inerek beynin sağ tarafını vücudun sol tarafına, beynin sol tarafını vücudun sağ tarafına bağlamaktadırlar.

  Beyincik (Serebellum): Beyincik beyin sapının hemen arkasında bulunan bükümlü yapıdır. İçte beyaz, dışta gri cevherden oluşur. Beyin ağırlığının yaklaşık %10'una sahip beyincik, bütün istemli ve istem dışı kas hareketlerinin koordinasyon merkezidir. Duyu organlarından gelen tüm bilgiler ile büyük beyin kabuğundan kaslara iletilmek üzere gelen emirler beyincikte toplanmaktadır. Beyincik kendisine gelen  uyarılar ile emirleri birbiriyle koordine etmekte ve sonucu kaslara iletmektedir. 
  Beyincik, kısaca vücudun denge kontrolorüdür. Bu denge, vücutta cereyan eden motor faaliyetler ve bu faaliyetleri yapan dokuların ahenkli bir şekilde işlenmesini sağlar. Denge, bilhassa yürüme esnasında sağlanır. Ayrıca, ayakta durmayı sağlayan reflekslerin (proprioseptif) üst merkezi, beyinciktir. Motor fonksiyonları (hareket fonksiyonları) iradeli, düzenli yapılır. Ayrıca peşpeşe yapılan takip hareketleri (bir adımın öbürünü takib etmesi) beyincik sayesinde mümkün olur.
  Beyincik hasar gördüğünde isedenge bozuklukları, yürüme ve hareket güçlükleri oluşmaktadır. 

  Pons: Pons diğer adıyla köprü beyinciğin iki lobu ile beyin ve beyincik arasında ilişki kurmaktadır, Solunumla ilgili bölümler burada yer almaktadır.


  Orta Beyin

  Ön ve arka beyinden daha küçük bir yapıya sahip olan orta beyin, ön ve arka beyni birbirine bağlamak ve aralarındaki iletişimi sağlamak temel görevidir. İçinde kişinin görme ve işitme işlemlerini gerçekleştirmesini sağlayan nöronlar bulunmaktadır. 

  Ön, arka ve orta beynin iletişimini gerçekleştiren ve birbirlerinden kopmamasını sağlayan beyin sapı ve retiküler formasyon adlı iki yapıya ev sahipliği yapmaktadır. Bulbus, pons ve orta beynin tümünden oluşan beyin sapı, beynin ortasındaki esas merkezlere bağlıdır. Tüm iç organlarımızı kontrol eder. Otonom sinir sistemiyle bağlantısı vardır ve refleksleri kontrol eder. Bu bölgedeki hasarlar kalbin ve solunumun durmasına yol açabilmektedirler. 

  Retiküler formasyon beyin sapından çıkarak talamusa kadar genişleyen, diğer merkezi çekirdek yapıların üzerinden geçen nöral ağdır. Retiküler sistem, genel uyarılmışlık ve farkındalık halimizi denetlemede önemli rol oynar.


Ön Beyin

  Arka ve orta beyinden daha karmaşık bir yapıya sahip olan ön beyin, talamus, limbik sistem ve beyin kabuğu olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. 

  Talamus: Beyin yarıkürelerin içinde, beyin sapının hemen üstünde sinir hücresi çekirdeklerinden oluşan yumurta biçimli iki öbek talamusu oluşturmaktadır. Talamus çeşitli bölgeden gelen girdileri alır ve yansımaları kortekse yollar. Talamus, kabuğun ana girişlerinin geçtiği yer, her biri yeni kabuğun bir alt bölümüyle ilişkili olacak biçimde yaklaşık iki düzine bölgeden oluşmuştur. Talamus'un her bir bölgesine, bilgileri gönderdiği kabuk bölgesinden bir sürü bağlantı gelir.

  Koku duyusu hariç tüm duyusal uyaranlar talamustan geçer yani duyular için istasyon görevi görür. Çevrede olanlardan haberdar olma, bu durumlara karşı tetikte olma ve dikkat gibi fonksiyonların sağlanması ve düzenlenmesinde de talamus’un önemli bir rolü vardır.

  Hipotalamus: Beynin üçyüzde birini oluşturan hipotalamus, talamus ile hipofiz bezinin ortasında bulunmaktadır. Merkezi sinir sisteminin en çok kan damarları ile örülü kısmı olup bütün organizmanın kimyasal durumuna en duyarlı yeridir. Hipotalamus "heyecan" ve "arzuların" denetlendiği merkezdir. Cinsel davranş, yeme, içme vb istekler bu merkez tarafından yönetilir. 
  
  Vücut dengesini sağlar, eğer vücut çok ısınırsa, hipotalamus bunu algılar ve derideki kapilerdamarların genişlemesini sağlar, bu da vücudun soğumasına yol açar. Aynı zamanda hipofiz bezini de kontrol eder.

  Limbik Sistem: Ön beyin ile beyin sapının yukarısında yer alan limbik sistem nöron ağından oluşur. Limbik sistem koku alma, beslenmeyi düzenleme, korku, heyecan ve cinsel duyguları yaratma, koruma ve saldırı dürtülerini ve davranışlarını yönetme gibi işlevleri yerine getirir. 
  
  Amigdala ve hipokampus, limbik sistemin önemli birer parçasıdır. Amigdala, öğrenilmiş davranışları ve heyecanları kontrol eder. Hipokampusun ise öğrenme ve hafıza olaylarında önemli rolü vardır. Hipokampus kısa süreli belleğe gelen bilginin uzun süreli belleğe dönüştürülerek kalıcı hale gelmesini sağlar. 

  Beyin Kabuğu: Korteks, kalınlığı 2- 6 mm arasında olup beynin yarımkürelerinin dış yüzeylerini kaplamaktadır. Yeni doğanda düz bir yüzeye sahipken beyin geliştikçe kıvrımlar oluşur ve korteks genişler. 

  Korteks, düşüncenin merkezidir. Görme, işitme, konuşma, yaratma, düşünme gibi üst düzey zihinsel fonksiyonları yönetir. Tüm duyularımız aracılığı ile algıladıklarımızı bir araya getirip "anlam" ürettiğimiz merkez burasıdır. 

16 Ağustos 2015 Pazar

İnsan Beyninin Kapasitesi

  Hakkında bir çok bilinmeyeni barındıran beynin nasıl çalıştığı hala tam olarak anlaşılmamıştır. Genel kanaate göre beyindeki işlemler  sinir hücrelerinin etkileşimiyle gerçekleşiyor.
  Hayatımız boyunca yaşadığımız bütün duygu, düşünce ve hareketlerimiz nöronlar arasındaki elektriksel ve kimyasal sinyallerle ortaya çıkmaktadır. Sinir hücreleri arasındaki bağ ne kadar sıksa bilgi aktarımı 30 40 kat artmaktadır.  Beyin ne kadar çalıştırılırsa nöronlar arasındaki bilgi iletim hızı o kadar artmaktadır.
   Beynin bilgi işlem kapasitesi ise akıllara durgunluk verecek ölçülerdedir. Öyle ki beyinde ki mesajların hızı saatte 580 km'ye ulaşabilir.

  • Her sinir hücresi saniyede 300 akımı iletiyor.
  • Beyin her saniyede sinir tellerinden  gelen 750 milyon uyarı ile ilgileniyor.
  • Beyne giren uyarı 100 milyon ise çıkan 50 milyonu buluyor.2

   Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Canan, "İnsanlığın hafızası ne kadar? 'Benim niçin hafızam doldu' diye bir düşünce var. İnsan hafızası bizim teknolojimizi aşan bir durum. Hafızanın kayıt yeri belli değil. Ancak bilgisayara benzeterek bir tahminde bulunabiliyoruz. Yaklaşık 20 milyar civarındaki korteksimizde hücre var. Bunlar arasında trilyon kere bağlantı olursa, yaklaşık 2.5 milyon gigabayt hafızamız var. Gördüğünüz gibi kocaman bir bellek. Bu hafıza 300 yıl süren HD filmi kaydetmek anlamına geliyor. İlkokuldaki bir hatıranızı hatırlayın, detaya girin. Hiçbir dijital filmde böyle bir çözünürlük yok. Aslında beynimizin hafıza kaydı sınırsız" diyerek beynin kapasitesinin aslında ölçülemeyeceğini vurguluyor.

   Belleğin kapasitesi sınırsızdır; kısa süreli belleğin kapasitesi sınırlı olsa da uzun süreli belleğin kapasitesi sınırsızdır.  Kısa süreli bellek sınırlı sayıda unsurları tutabilir, 20 yaşa kadar 5-9 arası olan sayı yaşlılarda 4-7 arası unsura kadar düşebilir. Ancak uzun süreli belleğin sınırı yoktur, yeni bilgiler edindikçe beyinde yeni bağlantılar oluşturulur.  Bir insanın hayatı boyunca belleğini doldurabilmesi mümkün değildir.  Nasıl yürüdüğünüzü, tanıdıklarınızın isimlerini, öğrendiğiniz diller, yaşadığınız olaylar, kısacası hayatınızdaki her şey uzun süreli belleğinizdedir.


   İnsan belleğindeki hiçbir bilgi aslında yok olmuyor sadece belleğin bilmediğimiz bölgelerine gidiyor ve ulaşmayı bilmediğimiz için ulaşamıyoruz. Yani bilgi kaybolmuyor sadece biz ulaşamıyoruz. 

Egzersiz Ziya Baran'ın Hafıza Gücünüzü Keşfedin adlı kitabından alınmıştır.
      
   Egzersizde de değinildiği gibi, beynimiz aslında hiçbir şeyi unutmuyor, bilgileri ayrıntılarıyla belleğe yazıyor. Anılar bir film gibi değil daha da gelişmiş, duyguları, kokuları, sesleri, boyutları, kameranın asla algılayamayacağı bir çok ayrıntıyı beynimiz saklıyor ve istediğimiz anda bize sunuyor.

1- Ziya Baran - Hafıza Gücünüzü Keşfedin
2-Ali Erkan Kavaklı - Beyin Gücünü Etkili Kullanma Sanatı

31 Temmuz 2015 Cuma

Hatırlamak İstediğimizi Bir Şeyi Neden Hatırlayamayız?

   Hepimizin başına gelmiştir, bir şeyi hatırlamaya çalışırken ne kadar zorlarsak zorlayalım o bilgiyi hatırlayamayız. Hatırlamalıyım dedikçe o bilgi sanki bizden kaçar ama hatırlamaya çalışmayı bıraktığımız anda o bilgiyi hatırlarız. Peki hiç merak ettiniz mi neden böyle olur?



   Emile Coué; "Genel olarak kabul görmüş teorinin aksine irade iddia edildiği gibi yenilmez bir güç değildir aslında ne zaman irade gücü ve hayal güçatışsa her zaman galip gelen hayal gücü olmaktadır." diyerek Ters Etki Kanunu ortaya koyar. Bu kanuna göre bir şeyi ne kadar yapmak isterseniz o şeyin olma ihtimali o kadar düşer.
   Yerde duran dar bir tahtanın üzerinde yürümeniz gerektiğini düşünün. Bunu hiç kuşkusuz kolayca yaparsınız. Bir de aynı tahtanın yerden beş metre yukarıda ve iki duvar arasında asılmış olduğunu düşünün. Üzerinde yürür müydünüz? Yürüyebilir miydiniz?
   Herhalde hayır. Tahta boyunca yürüme arzunuz, hayal gücünüzle çatışırdı. Tahtanın üzerinde yalpaladığınızı ve baş aşağı düştüğünüzü hayal edersiniz. Yürümeyi çok isterdiniz, ama düşme korkusu size engel olurdu. Hayal gücünüzün üstesinden gelmek ve bunu bastırmak için çaba sarf ettikçe, düşme fikri daha güçlü hale gelirdi. 1
      Düşünmekten kaçındığımız bir şeyi nasıl daha çok düşünüyorsak hatırlamak istediğimiz şeyi de aynı şekilde hatırlayamıyoruz. Örneğin size yeşil elmaları düşünmeyin denildiğinde ne kadar çabalarsanız çabalayın yeşil elmaları düşünürsünüz. Yeşil elmaları düşünmemeye çalışırken zihninizde iki önerme oluşur biri elmaları düşünmek diğeri ise düşünmemek. Bilinçaltı güçlü olan önermeyi kabul eder ve işleme koyar, elmaları düşünmemeye yoğunlaşırken irade gücünüzü kullanırsınız. İrade gücünüzü kullanmanız karşıt bir durumun var olduğunu kabul etmektir. İradenize ne kadar yoğunlaşırsanız karşıt düşünce o kadar kuvvet kazanır ve bilinçaltınız iradeniz dışındaki düşünceyi işleme koyar. Böylelikle ne kadar çabalarsanız çabalayın elmaları düşünürsünüz.


   Sınava her şeyi bildiğinizden emin bir şekilde girip sınav kağıdına baktığınızda hiçbir şey hatırlayamamanız ama sınavdan çıktığınızda tüm soruların cevaplarını hatırlamanız, bir kişinin ve ya bir yerin ismini bildiğinize eminken bir türlü aklınıza gelmemesi ve sonradan bir anda zihninizde belirmesi zihinsel çabanın ters etkisidir. Hatırlamaya çalışırken aslında zihnimizi hatırlayamamakla ilgili imgelerle dolduruyoruz ve bu imgeler baskın gelerek bilinçaltı hatırlamamızı engelliyor. Yani bildiğimiz bir şeyi hatırlayamamızın sebebi zihnimize uyguladığımız baskıdır, baskı kalktığı anda hatırlamak istediğimiz şey zihnimizde belirir.
 Bu kural sadece hatırlamak ile ilgili değildir, iyileşmek isteyip iyileşememek, sürekli başarısızlığa uğramakta bu ters etkinin bir sonucudur. Sağlığınıza kavuşmak isterken zihninizi hep hastalık imgeleriyle doldurmanız, başarı isterken başarısızlığa yoğunlaşmanız bilinçaltınızın bunlar için çabalamasına yol açıyor.


   Basketbolun efsane isimlerinden biri olan Michael Jordan'ın  sözü bu konuya çok güzel bir örnek ve kariyeri de sözünün ne kadar doğru olduğunu gayet güzel ortaya koyuyor.

   "Ben hiçbir zaman başarısız olursam ne olacağını düşünmem.

Çünkü bunları düşünmeye başladığınızda ister istemez olumsuz sonuca yoğunlaşırsınız. Eğer konunun üzerine atlıyorsam başarılı olacağımız düşünüyorumdur;

başarısız olursam neler olacağını değil."

    Nevzat Tarhan'da bu konuya şu şekilde yaklaşıyor.

"Gizli bir psikolojik yasa:Ters çevrilmiş etki yasası; 
çok arzularsanız, çok ısrar ederseniz karşıtını geliştirirsiniz. 
Kovalanan av kaçar..."

24 Temmuz 2015 Cuma

Kötü Hafızanın Sorumluları


 1. Kötü hafızanın birinci sorumlusu, dikkatsizliktir. Düşüncesini yoğunlaştırabilen kişi, konuya konsantre olabilir. Dikkat edilmeden dinlenen bilgiler kuma yazılmış gibidir; hemen silinir. 
2. Kötü hafızanın ikinci sorumlusu, özgüven azlığıdır. İnsan beyninde biyolojik bir saat vardır. Eğer o saate bilerek ve irade ederek sabah 07.00’de kalkacağınızı söylerseniz; öyle programlamış olursunuz. Sabah 07.00’de kolayca kalkarsınız. Kolumuzdaki saate güvendiğimiz kadar hafızamıza da güvenirsek, bizi yanıltmaz. 
3. Kötü hafızanın üçüncü sorumlusu, önem vermemektir. Unutulan bilgiler Örnek vermek gerekirse, araba, kuş, mavi, lale kelimelerini aklınızda tutmak istiyorsanız bunları doğrudan ezberlerseniz aklınızda kalmayabilir. “Mavi arabanın üzerindeki kuşun, ağzında lale var.” şeklinde ezberlerseniz bunu unutmanız zorlaşır. 
5. Kötü hafızanın bir nedeni de duygusal boyutun ihmal edilmesidir. Bir tiyatro sanatçısı rolünü öğrenirken heyecanları da tekrar eder, böylece rolünü tam olarak uygular. Kelimeler ve heyecan beraber öğrenilirse kolay unutulmaz. Merak dürtüsü duygusal gücü arttırır. Bunun için “Merak, ilmin hocasıdır.” denilmiştir. 
6. Kesinlikle unutmamanız gereken bilgileri not edin. Bundan 1400 yıl önce Hz. Peygamber unutmamak için “Sağ elinizden yardım isteyin.” demişti. Aldığınız notları zaman zaman tekrar ederseniz bilgiler kalıcı hafızanıza işlenir. 
7. Kötü hafızanın önemli bir sebebi de bilgilerin kullanılmamasıdır. Zihinsel uyarıcıların çok olduğu, bilgilerin tekrar edildiği bir beyinde unutkanlık olmaz. İnsan beyni “kullan ya da kaybet” kuralı ile çalışır. 
  İnsan beyninde kalıcı hafızaya yazılan hiçbir bilgi silinmez. Çünkü bilgiler, protein şifreleri olarak yazılır. Beyin ameliyatı esnasında bilinci yarı açık hastanın beyin kabuğu elektrikle uyarıldığında, hasta çeşitli bilgileri anlatmaya başlar. Yaşadığı doğum sancısını, bildiği şiirleri okuyabilir.
 Demek ki hafıza özel bir biyonik cihazdır. İyi kullanırsak onu iyi bilgilerle doldurabiliriz.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

14 Temmuz 2015 Salı

Soyut Düşünce ve Beyin : Prof. Dr. Nevzat Tarhan



İnsan, bilgisi sayesinde maddeye hükmetmeyi başardı. İnsanlık tarihinde güç ve kudret ilk defa bu ölçüde bilgi ve teknolojiye geçti. Bilgi gücünün kol gücünden üstün olduğu bu çağa ayak uyduramayanların zamanın gerisinde kalacaklarını söylemek yerinde olacaktır. Bill Gates ilginç öngörüleri ile 2000’li yılları hız yıllarına dönüştürdü. Her çeşit bilginin dijital formata dönüştürülebilmesiyle yeni bir çığır açıldı. İkinci çığırı da “bağlanabilirlik” açtı. Donanım, yazılım ve iletişim üçlüsü kağıdı tarihe karıştırmaya başladı. İnsanın tüketim davranışları değişmeye başladı. Dünyayı dijital bir sinir sistemine çeviren web tarzı yaşamı şöyle bir incelersek, insan beyninin bir taklidinden başka bir şey olmadığını görürüz. Her sinir hücresi bir bilgisayar; sinir hücreleri arasındaki ağlar, internet; aksonlar da fiber optik kablolar (nöronal network). 

   Nasıl Düşünüyoruz? 

  Evrenin sırlarını çözmek için beynin ne olduğu, nasıl çalıştığı, nasıl düşündüğümüz, duygularımızın işleyişinin nasıl olduğu sorularına cevap vermek gerekir. Vücudumuzu yöneten organ, beyindir. Organlarımızın çalışmasının kumanda merkezi beyindir. Beyin dış dünyayı algılar, iç dünyamızı tanır, doğru eylemler her şeyin titreyen ve salınan bir enerji biçimi, frekans alanı vardır. Bizim beş duyumuz bu frekans ve amplitüd spektrumunda küçük bir parantezdir. 

   Beyin ve Bilgisayar  

  Teknolojinin geldiği aşama, bilgilerin ışık, ses ve görüntü olarak elektronik devrelerle manyetik sinyallere dönüştürülmesini mümkün kılmıştır. Manyetik sinyallerle iletilen bilgiler, alıcı bilgisayarda yeniden kendi frekanslarına dönüşür. Yakın bir gelecekte koku dönüşümü de gerçekleştirilebilecek. Bilgisayarın en küçük elektronik devresi silikonlar, insan beyninin en küçük elektronik dönüşümcüsü nöronlardır. Bugün bilim emekçileri nöronlarla silikonlar arasında geçiş yapacak bir kart oluşturmaya çalışıyorlar. Bu gerçekleşirse beyindeki bilgileri zahmetsizce bilgisayara veya bilgisayardaki bilgileri zahmetsizce beyne nakletmek mümkün olacak. “Şu anda kafamızın içinde neler oluyor da kendi varoluşumuzu fark ediyoruz?” Bu soru, Sokrates dönemindeki kadar, bugün de güncel ve önemli. Gün geçmiyor ki insan beyninin sırları ile ilgili yeni haberler basına yansımasın. Hatta geçen yıllarda Nobel Tıp Ödülü alan bir araştırmanın konusu “beynin, görme işlevini nasıl proses ettiği” idi. “Sevginin kimyası, mutluluk hormonları, beyin haritası ile akıl hastalıklarının anlaşılması, temizlik hastası bir kadının beyninde temizliği yöneten hücrelerin salgılarının düzeltilmesi ile hastalığının iyileşmesi...” gibi haberler gittikçe artacağa benziyor. Çünkü artık insan beyninin müthiş renkli üç boyutlu haritalarını çekebiliyor, tek hücrenin elektriğini kaydedebiliyoruz. Ruhumuzun özelliklerini görebilmek için mutlaka elektronik devrelere yani beyne ihtiyacımız vardır. Neşe, sevinç, elem, keder, korku, öfke, nefret gibi duygular birer beyin faaliyetidir. Beynimiz, vücut ağırlığımızın ancak %2’sine tekabül ettiği halde, vücuda gelen oksijenin %25’ini, glikozun ise çoğunu tüketmektedir. Çünkü 140 milyar beyin hücresi sürekli birbiriyle haberleşmektedir. Bilgiler beyin hücreleri arasında üç boyutlu olarak ağ şeklinde depolanmaktadır. 

  Beyindeki Simetri

 Beyin birbirinin izdüşümü gibi iki yarım küreden oluşur. İki gözümüz, iki kulağımız olduğu gibi iki beynimiz vardır. Sağ taraf hisseden, sol taraf düşünen beyin özelliklerini daha çok taşır. Kadınlarda sağ yarım küre daha baskın çalışır. Müzik, sanat, resim gibi soyut özellikler sağ yarım kürede; mantık, muhakeme hesaplama, konuşma gibi somut özellikler sol yarım kürede daha belirgindir. İki yarım küre arasında “Corpus Callosum” denilen bir köprü vardır. Bu köprü iyi kullanılırsa kişinin beyni daha aktif hale gelecektir. Aklı ön plana çıkaran kişiler sol beyinle, duyguları ön plana çıkaran kişiler sağ beyinle düşünürler. İdeal olan her iki beyni ahenkli kullanmayı başarmaktır. Beyne gelen bilgi ve uyaranlar, algılandıktan ve ön bilgi işlemi yapıldıktan sonra, sinirsel bağlantılardan yararlanarak bütün beyin yüzeyine yayılır ve aynı anda değişik yerlerde saklanır. Beynin bu modüler çalışma sistemi sürekli iletişim gerektirir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...